Menü Kapat

Yaşayacaksın Yavrum…

Özel hastanede, özel imkanlar içinde yapılan doğum uzadıkça uzamış içime bir hüzün çökmüştü. Apar topar çağırdıklarında sen başka renkler içindeydin. Kucağıma verip acilen çocuk hastanesine yetiştirmemi istediler. Anlayamadım. Bir hastane neden başka bir hastaneye gönderiyordu. Bir taraftan da senin sağlıklı doğduğuna dair evrak imzalatmaya çalışıyorlardı. Çocuk hastanesine vardığımızda, doktorlar sakin olmam gerektiğini, yaşama şansının yüzde elli olduğunu ve yaşarsan da engelli olarak hayatına devam edeceğini söylediler. Yaşama şansın yüzde elliymiş! Bense seni yaşatmak istiyordum. Duvarlar değişmeye başlamıştı; bazen mahkeme, bazen hapishane duvarı…. Ben dolaşıyorum, peşimden de apartman komşularımız… Hep birlikte dolaşıyoruz. Annen diğer hastanede kaldı.

Yavaş yavaş değişimler geçirmeye başladık. En yakınlarımız gitti. Başka yakınlarımız oldu. En iyi aile dostlarımız, doktorlar oldu. Tuğrul Amcan, Sinan Amcan, Şükrü Amcan…  Zaman zaman soruyorlar… Entel arkadaşlarımız soruyor; “Hiç yardım aldın mı?”. Bu, “hiç psikiyatra gittin mi?”  demenin kibarcası… Biz de diyemiyoruz, yardım almanın seansı 400 YTL… Hayatımız hastanelerde geçerken, bazıları da sormaz mı; “Hiç doktora götürdünüz mü?”… Biliyor musun? Engelini hiç yadırgamadık. Yıllardır annenle ortopedik engellilerle, koruma altındaki çocuklarla tiyatro çalışıyor, görme engelliler için ‘’Konuşan Kitaplar Bölümü”nü’ kuruyorduk. Hatta çalıştığımız engelliler senin de engelli doğduğunu duyunca şaşkınlıklarını gizleyememişlerdi.

İzmir’de tedavinin yeterli olamayacağına inanarak evimizi kiraya verip, Ankara’ya geldik. Yeni bir çevre, uyum, rehabilitasyon merkezleri araştırmalar, iş yerimize alışma, kendimizi yeniden kabul ettirebilme…

Serebral Palsili çocukların tedavisi çok pahalı ve ömür boyu sürüyor. Terapinin dakikası bir liraydı. Devlet, bizim maaşımıza yüzde on zam yaparken, rehabilitasyon merkezi senin aylık tedavi ücretine yüzde yetmiş zam yaptığında, Cumhurbaşkanlığı Konutuna doğru ağlayarak yürüdüğümü hatırlıyorum. Güçlü olmamız gerekiyordu. O gücü sen verdin yavrum bize.

Annen, bütün mesleki kariyerini bırakıp, ‘’Ben hayatı donduruyorum, eksik bıraktıklarımı sonra yaşayacağım.’’ diyerek bütün hayatını sana adadı. Kimi anneler hayatı dondururken, kimi babalar yaşamayı seçti. Bilmiyorum Avrupa’da da böyle mi? Nedense bütün zorlukları annelerimiz çekiyor. Babalar ‘’Bunalımdayım!’’ deyip genç bir anneyle yaşamını sürdürürken, bütün cefayı annelerimiz çekiyor yavrum. Elleri öpülesi o anneleri  hep sev olur mu? Veysel’in annesi o kadar yoruldu ki; melek olup aramızdan uçtu gitti. Belki kendi kararı, belki sorunlarıyla… Engelliler maddi – manevi  destek isterler, fedakarlık isterler. Annenle ikimiz on yıl ayrı yataklarda yattık. Senin annene ihtiyacın vardı. Sinem Teyzen yaşamını sizlere adarken, Seher Teyzen mesleğini bile yapamıyor. Umut’umuzun annesi aishley tedavisinde ısrarlı…  Kürşat’ın annesi, Kaan’ın annesi, Alpay’ın annesi, Tolga’nın annesi… Binlerce anneden birkaç tanesi.Biz senin engelini de sevdik yavrum.

Spastik kelimesi ile ülkemizi tanıştıran, akraba evliliğine karşı kibarca tavrını koyan, sizler için büyük yatırımlar yapan Sabancı Amcanı hiç unutma olur mu?   Engeli nedeniyle, çocuğunu bırakıp kaçanlar, alkol gibi sorunlarda çözüm arayanlar, engeli kabul edemeyenler, engelli çocuklarını başka ülkelere kaçıranlar, evlere kapatanlar, yalnız köylerde değil yavrum! Şehirlerde iş adamları, sanatçılar, bilim adamları da aynı şeyi yapıyorlar. Suç onların değil, hepimizin yavrum.  Engellilerle ilgili çok güzel yasalar çıktı. Ama her şey yasa ile olmuyor. Hep birlikte düzelteceğiz yavrum.

Seni bir kere bile aramayan doktorun ve hastane yetkililerini affet olur mu?

Kaan’ın babası çocuğunun engeli ortadan kalkacak diye, arabasını sattı, arsasını sattı. Paralar bitti, tedaviler bitmedi. Murat, engelli hali ile geceleri kağıt toplamaya devam ediyor. Konuşamayan, yürüyemeyen, Yüzüncü Yıl Pazarında akülü arabasıyla eşyalar taşıyan, bizim çocuğumuz… Eylül, tedavi için geldiği Ankara’da babasından uzak on yıl geçirdi. Eylül, belki de babasından uzak kalmanın normal olduğunu sanıyordur. Furkan özürsüz olarak okula gelmediği için, okuldan kendisine mektup gönderildi. Okullarda kaynaştırma eğitimini sağlayamadık. Bireysel eğitim ve destek eğitim programlarını hayata geçiremedik. Yetkililer onur duyarak anlatıyorlar; bu yıl öğretmenlerimiz on gün-  yirmi gün engelliler konusunda eğitim gördü diye… Biz yıllardır içindeyiz çözemedik de, öğretmenlerimiz on günde yirmi günde mi çözecek? Sınıflarımız kalabalık… Destek öğretmen veya ikinci bir öğretmen yardımı olmadan engelli bir öğrencinin eğitimi zor… Servis araçları, merdivenler, tuvaletler bile eğitiminize destek olmuyor. İnanıyorum. Sizden kaçan öğretmenleriniz de, sizleri okula almamak için direnen müdürler de bir gün geriye dönecekler. Hatırlar mısın? Kaç okul gezmiştik seni okula yazdırabilmek için! Unicef ülkemizde ‘’Haydi Kızlar Okula’’ kampanyasını başlatırken kendilerine ‘’Haydi Engelliler Okula’’ kampanyası da yapalım dediğimde bana şöyle demişlerdi. ‘’Türkiye de engellilerin sorunu mu var?”. Eskiye göre engellilerimiz altın çağını yaşıyor ama yetmiyor. Hangi hizmetleri alabilecekleri, haklarının neler olduğunu bilmiyorlar. Biz yirmi dört saatimizi seninle geçirirken bile çok uzun yollar alamadığımız zamanlar oldu. Kimsesiz engellilerimiz ne yapmaktadırlar? Gökhan on dördüncü ameliyatına girerken, annesi hep onun peşinde, ilaçlarını verebilmek için… Gökhan’a ilaçlarını içirdiğinde kendi kanser tedavisi gören bedenini bile unutuyor. Yeter ki Gökhan ilaçlarını içsin… Gökhan’a kendi Serebral Palsililiği yetmiyormuş gibi başkasının böbreği ile hayatını devam ettiriyor. Esin henüz on birinci ameliyatında… Engelli çocuklarından gelir kazanmak isteyen de, onlardan pirim yapmak isteyen de bizim insanımız!.. Birilerinin hobi bahçeleri olmamanız için, nefesim olduğu sürece mücadele edeceğim. Akülü sandalye vermek istediğimiz bir çocuğumuzun babası sandalyeyi kabul etmediğini, paraya ihtiyacı olduğunu söylemişti. Yetenekleriniz ölçüsünde sizleri işe yerleştirdiğimizde çok mutlu olacağız.

Tatilde, yabancı bir çocuk, dilini ve engelini bilemediği için seni dövmeye kalkmış. Sen de ne olduğunu anlamadan karşılık bile vermemiştin. Dövüşmeyi bilmiyordun. Hiç bilme olur mu! Hep öyle kal…

Engellilerin eğitim ve tedavi sorununu çözemedik yavrum. Hatırlar mısın; bir merkez giyinmeyi öğreteceğim diye soğuk ve karlı havada seni çırılçıplak soymuştu da bağırmaların sonucu yetişip seni ellerinden almıştım. Birkaç iyi niyetli bürokratımızla, politikacımızla devam ediyoruz. Hep birlikte, topyekün eğitime ihtiyacımız var. Sizlerin eğitiminde, sanatın, müziğin, sosyal faaliyetlerin çok önemli olduğunu anlatamadık. Bu yazdıklarımı anlayabilir misin, bilmiyorum. Bir görme engelli seni görmeyebilir. Unutma ki o görme engelli, senin babanın ve annenin uzun çalışmaları sonucu katkılar verdiği ‘’Konuşan Kitaplar’’, şimdiki adı ile “Sesli Kitaplar”la destek eğitim almışlardır. Bütün anne babalar olarak kaygımız, biz öldükten sonra sizlerin ne olacağı… Hani söylemişlerdi yavrum, yüzde elli yaşar diye… Seni ve engellileri yaşatacağız yavrum.. O sevgi bizde var, toplumumuzda var… Yeter ki ortaya çıkarabilelim. İyi ki varsın yavrum. İyi ki varsınız.

Mehmet Gürkan – Serebral Palsili Çocuklar Derneği Kurucu Başkanı