Konservatuvar sınıf arkadaşlarıma, Oğlum GÜZ’e, Her şeyi borçlu olduğum anam Gülistan Gürkan’a…
Kişiler
- Mevlana
- Sultan Veled
- Alaeddin
- Sarı İsmail
- Mümine Hatun
- Öğrenciler 8 kişi
- Kasap Orhan
- Keçeci Sedat
- Terzi Köse
- Akkız Hatun
- Kör Ramazan
- Kimya Hatun
- Eşekler Korosu 4 kişi
- İstişare kurulu üyeleri 4 kişi
- Kirman Hatun
- Fahişe kadınlar 3 kişi
- Din tüccarları 2 kişi
- Hıristiyanlar, Yahudiler, sarhoşlar
- Fatıma Hatun
- Adalı Hatun
- Gumaç Hatun
- Müzisyenler
İnsan MEVLANA
Mehmet Gürkan
1.SAHNE DÜĞÜN
(Karanlıkta davul-zurna sesi ile sahne aydınlanır. Konağın önü ve içi doludur. Gençler yeteneklerini ortaya koyarken yemekler yenilir. Sihirbazlar ve ateş gösterileri arasında ok atma yarışları da yapılır. Çeyizler bir seyirlik oyun görselliğinde getirilip içeri taşınır. Esnaf, kuyumcu, kasap, terzi gibi tüm halktan insanlar da oradadır. Gelin indirilirken yakılan bir ağıt, aynı zamanda gelinin neler yapması gerektiğini anlatan bir ağıttır.)
KERRA HATUN- (Gelini karşılayarak) Hoş geldin gelinim, kızım. Baş tacımız.
MEVLANA- (Eşine) Eğer beni sensiz cennete çağırsalar, cennet sahrası yüreğimi sıkar. Sen benim eşimsin, eşler birbirine benzemeli ki beraber olsun. Yürüsün. Eşlerin birbirine benzemesi gerek. Ayakkabı ve mest çifti gibi. Ayakkabının biri dar gelse işe yaramaz. Seni topal eder. Hiç kap kanadının biri büyük, biri küçük olur mu? Ormandaki aslanla kurt eş olur mu? Ya biri dolu, biri boş çuval devenin sırtında dengede durur mu? ( Gelinin elini tutup havaya kaldırarak) Kişi Yiğitlikte zaloğlu Rüstem bile olsa, Hamza’dan bile ileri gitse hükmetme konusunda karısının esiridir. Onlar bizim hemşiremizdir. Onları hırpalamayın. (oğluna) Bizim ve bütün Dünya’nın gözünün, gönlünün ışığının bir an bile unutsan da, yanılsan da hatırını kırma. Onu gücendirme. O sınanma için sana verilmiş bir emanettir. Her günü ilk gün, her geceyi gerdek gecesi say. (konuklara) Kadın Hak nurudur sevgili değil, sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil. (konuklar coşkuyla ve saygıyla eğilirler)
SARI İSMAİL- (Koşarak) Efendimiz, efendimiz Hacı Bektaşi Veli ‘ye ‘’ Sizin için su ısıttım, lütfedip gelseniz’’ dedim. Konya’ya git, Mevlana Celalettin’de bir kitabımız var. Tez elden kitabımızı al gel diyerek tez elden getirmemi istedi.
MEVLANA- Hünkâr Hacı Bektaş’ın katına her gün yedi deniz, sekiz ırmak uğrar. Onların suya girmeye ne ihtiyaçları var ki? Böyle konuştun erenler?
SARI İSMAİL- (Manayı kavrayamamıştır) Efendim kitabı verin de gideyim.
MEVLANA- Kitaptan maksat biraz önce size verdiğim öğüttü. Biz karga isek, Hacı Bektaşi Veli Şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. Siz su ısıtmışsınız. Onun gönül katında Okyanuslar var. Onun suya girmeye ihtiyacı yok erenler.
SARI İSMAİL- (Mahcup olur, Mevlana’nın eline eteğine eğilerek oradan tez elden ayrılır. Günün yavaşça sonlanması ile uzaktan gelen bir ney sesi ile sahne sonlanır.)
2.SAHNE MÜMİNE HATUN, MEVLANA
MEVLANA- (Dua etmektedir.) Allah’ım bütün bildiklerimi benden al, bana sen kal yeter. Ömrüm oldukça Kur’an’ın kölesiyim ben. Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım ben. Kim bundan başka söz ederse, o sözden de şikâyetçiyim ben, o sözü edenden de… (Annesi gelir, annesinin önüne diz çöker.)
MÜMİNE HATUN-Ben Mader-i Mevlana’yım. Horasan’dan göç ettiğimizde, Baban nereye gidiyorsunuz diyenlere ‘’ Allah’tan geldik, Allah’a gidiyoruz’’ Dedi. Küçüklüğünden beri hep ışık oldun. Işık saçtın.
MEVLANA- Validem, başta babam Bahattin Veled olmak üzere sizler yolumu açtınız ve yolculuğumuz devam ediyor. Şam, Erzincan, Akşehir üzerinden Larende’ye oradan da Sultan Alâeddin Keykubat’ın davetiyle Konya’ya geldik. Yarınımız ne mi olacak rahmetli babamın dediği gibi, ‘’Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.’’
MÜMİNE HATUN- Daha çok gençsin oğul, keşke baban da bu anları görebilseydi. Yarın yok olduğumuzda hep hatırlanacaksın.
MEVLANA- Ölüm yok oluş değil anam, Nurun nura kavuşmasıdır.
MÜMİNE HATUN- İnsanın her devirde temel mutsuzluk sebebi, maddi yoksulluktan önce, insanın insana hor bakması ve zulmetmesi olmuştur.
MEVLANA- Anam, insanın tabiat anasından uzaklaşması
MÜMİNE HATUN- Nasıl yavrum?
MEVLANA- Anam, anne kucağı için hazırlık yapacağız.
MÜMİNE HATUN- Ayrıldığımız bütüne, beşiğimize dönerek.
MEVLANA- Her solukta, aşkın sesi geliyor sağdan-soldan: göğe ağıyoruz biz, kim ister seyretmeyi?
MÜMİNE HATUN-Gökteydik biz, meleklerle dosttuk; gene de tezce gidiyoruz oraya, orası zaten bizim şehrimiz.
MEVLANA-Anam…
MÜMİNE HATUN- Artık yaşlandım. Allah’ım! Acı çektirmeden, başkalarını üzmeden beni yanına al. Çaresiz insanlara yardım et! Onlara sabır ver, iyiliklerini artır. Onları suret oluşturanların hilesinden kurtar. Sen bir mektupsun
Aç, kendini oku
Gideceği yere uygun mu?
Bak, uygunsa zarfı da, mektubu da iyi muhafaza et
Kıyamet sabahına kadar.
Ama gideceğin yere uygun değilse,
Yırt yenisini yaz.
MEVLANA – (Annesinin eline kapanır. Ney sesi, sahne)
3.SAHNE MEVLANA DERS VERİYOR
(Sahne ışığından önce karanlıkta öğrencilerin hep birlikte ilahi okudukları duyulur.)
MEVLANA- Bugün, Ezan okumamız, Namaz kılmamız, Oruç tutmamız, Kur’an okuyup dinlememiz ve Salât-ü selam getirilmesi farz ibadetlerimizden, İkinci bölümde ise Evrad-ı şerit okunması ve Sema mukabelesini konuşacağız. Namaz, beş vakit olarak farz kılındı ama âşıklar sürekli namazdadır. O sarhoşluk, o mahmurluk ne beş vakitle geçer, ne de beş yüz bin vakitle. Teni ile namaz kılanlardan olmayın. Gözyaşınızla abdest alırsanız, namazınız ateşli olur.
İman, beş direk üstüne kurulmuş, o direklerin en büyüğü oruçtur. Orucu şaşılacak şey bil; Adama can bağışlıyor, gönül veriyor… Şaşmak istiyorsan oruca şaş. Hz. Ali (KV); ‘’Dünya bir gündür ve orada bizim için oruç vardır’’ der. Demek ki O’nun ömrü oruç tutmakla geçmiştir.
1.ÖĞRENCİ- Efendimiz hacıya gitmek konusundaki düşünceniz nedir?
MEVLANA-Hepimiz gücümüz yettiğince, çoluğumuzun, çocuğumuzun rızkından kesmeden, komşumuzun tok yattığını bildiğimiz zaman, hepimizin hacca gitmesi farzdır. Allah’ın insanın aradığı her yerde olduğunu, hacca gitmeden de Mutlak varlığa ulaşabileceğimiz de bir gerçektir. Hünkâr Hacı Bektaşi Veli, ‘’ Bir Gönül kırmak, Kâbe yıkmaya bedeldir’’ Demiştir. Çünkü Kabeyi Kul, gönlü Allah yapar.
Ey hacılar, ey hacılar! Neredesiniz, nerdesiniz?
Sevgiliniz buracıkta, gelin hele, bir gelin siz
O sevgili komşun duvar duvara üstelik
Siz çöllerde neden öyle şaşkın şaşkın gezersiniz?
O’nun eşsiz cemalini içinizde bir görseniz
Ev de, ev sahibi de, Kâbe de hep sizsiniz.
2.ÖĞRENCİ- Ya Şeriat?
MEVLANA- Şeriat muma benzer, yol gösterir. Ele mum almadan yol almak olmaz. Yoldan yürüyüp gittin mi? Bu gidişin, bu yürüyüşün tarikattır. Ulaştın mı, gideceğin yere, vardın mı maksadına eriştin mi? Bu da Hakikattir. Şeriat bilgidir. Tarikat iş, güç,kulluk. Hakikatse Allah’a ulaşmaktır.
3.ÖĞRENCİ- Sizin için iç sıkıcı olan nedir?
MEVLANA- Hırs, Şehvet, Makam ve Dünya’da ebedi yaşamayı beklemektir.
4.ÖĞRENCİ- Efendimiz ibadette musiki mübah mıdır?
MEVLANA- Yaratılışın sebebi, bütün hastalıkların tabibi, bencilliğin devası, elemlerin merhemi ilahi aşktır. Musiki ise bu aşka ulaşmamızda rehberimiz olacak, nesillerden nesile yayılacaktır. Resim, raks ve musiki Allah’a varmamızda en büyük dayanaklarımızdandır.
Kardeş mezarıma defsiz gelme, Çünkü Allah meclisinde gamlı durmak yaraşmaz. Hak Teâlâ beni aşk şarabından yaratmıştır. Ölsem, çürüsem bile ben yine o aşkım.
5.ÖĞRENCİ- Efendimiz Edep?
MEVLANA- Edep, edepsizlerin edepsizliklerine, kabalıklarına, kötü sözlerine sabır ve tahammül göstermektir. Su gibi olun, değişimden hiç korkmayın. Her gün yenilenin. İki gününüz aynı olmasın. Dünü dünde bırakın. Yeni şeyler öğrenin. Şunu da unutmayın, dünyada her zaman uyum sağlayanlar ayakta kalır. Değişime direnenlerse yok olur.
6.ÖĞRENCİ- Efendimiz Dindar olmak?
MEVLANA- Akşam namazı vaktinde herkes mumu yakıp sofrasını kurarken, sevgilinin hayaline dalıp, gamlara batıp, ağlayıp feryat etmek, dürüst, samimi, içi dışı bir olmaktır.
7.ÖĞRENCİ- Ayna?
MEVLANA- Gönül bir aynadır. Temiz tutulmalı, mal, mevkii hırslarından arındırılmalıdır. Gönül gözü saf hale gelip temizlenirse, Hakikat sırları ortaya çıkar. Seyredilir. Yaşanılır. Kin, kibir, hırs, şehvet yerine sevgi, şefkat ve tevazu tohumlarını ekip ekmediğimizle yüzleşmedir ayna.
1.ÖĞRENCİ- Ten ve can?
MEVLANA- Ten ölümlülerin, can (Kalp) ölümsüzlerin, ölümsüzlüğün sembolüdür. Giydiğimiz siyah renkli hırka toprağın, kabrin ve nefsin sembolüdür. Sikke, nefsin mezar taşının, Tennure ise nefsin kefeninin sembolüdür.
8.ÖĞRENCİ-Kendimiz geliştirmek için ne yapmalıyız?
MEVLANA-Burnuna sarımsak tıkamışsın, gül kokusu arıyorsun. Nice dilekleriniz var, bağış istemedesiniz; kendinize gelin artık, bağışın ta kendisi sizsiniz. Şaşılacak bir şey arıyorsunuz; fakat her şeyden fazla şaşılacak şeysiniz; öylesine şaşılacak şeysiniz ki hem padişahsınız siz hem yoksul. Durağan ve tutucu olmayın. Hür düşünceden yana olun. Hür düşünceyi tekrar, tekrar akıl süzgecinden geçirip Yepyeni boyutlara ulaştırın.
4.ÖĞRENCİ- Şekilcilik?
MEVLANA-Şekle bağlı kalanlar şekilci ve tutucu olurlar. Buna taassup denir. Ruhsal gelişme yolunda gerçek dindarın önündeki en büyük engeldir. Ruhun manevi âleme aşk ile kanat açabilmesi için hür olması şarttır. Her türlü saplantıdan kurtulması gerekir.
7.ÖĞRENCİ- Efendimiz, Ebedi maşrık-a intikal eden babanıza talebeleriniz olarak bir türbe yaptırmamıza müsaade eder misiniz?
MEVLANA- Gökyüzünden daha güzel bir gök kubbe yaptırabilir misiniz ki?
4.ÖĞRENCİ-Tüm şeyhlerin çok malı mülkü var. Sizin?
MEVLANA- Âlemin bal şerbetinden bana ne?
İşte benim önümde ayran tasım
Ne malım mülküm var, ne azığım.
Ben gene de senin azığın olsun diye uğraşırım.
Senin başını sokacak bir yerin olsun diye,
Senin dikili bir ağacın.
Ama hürriyeti kulluğa, taş çatlasa satmam.
1-ÖĞRENCİ- Peki ya Şems Hazretleri?
MEVLANA- Şems’in yüzünde ve sözünde ilahi aşkın yansımalarını görüyorum. O’nun sözleri ve hallerinde kendimi buluyorum. Bizim için bir ilham kaynağı, Ruhumuzdaki ilahi aşkın keşfine ve dile gelişine vesile olmuştur. Biz iki fakir, iki Allah aşığı, Güzeller güzeli Muhammed’le, Tanrı aslanı Ali örneği kavuşup kucaklaştık. El ele, gönül, gönüle halvet sırrına ulaştık iki denizin buluşması gibi.
2.ÖĞRENCİ- Nefsimiz?
MEVLANA-Her şeyden kaçıp kurtulmak kolay da kendi nefsinden kaçıp kurtulmak zordur. Afetlerin esas kaynağı kendi nefsindir. O yok olmadıkça, onu öldürmedikçe, kendini onun şerrinden kurtaramazsın. İşte bundan dolayı yüce Allah ayette, Nefislerinizi öldürün buyurur.
Öyleyse ölmeden önce öl de, rahata kavuş. Şu beden toprağa girmeden, nefsinin şerrinden emin olma. Kul kendisinden büsbütün vazgeçmedikçe Allah birliğinin gerçekleşmeyeceğini bilir. Allah’la birleşmek senin varlığınla onun birleşmesi değil, senin yok olmandır.
1.ÖĞRENCİ-Nasıl bir yolculuk, nasıl bir yürümek?
MEVLANA- Allah kulu ol da, yeryüzünde at gibi hür yürü. Cenaze gibi kimsenin sırtına binme. Allah nimetine nankörlük eden ister ki herkes kendisini yüklensin de ölüyü mezara götürür gibi taşısın. Yükünü herkese değil, kendine yükle.
2.ÖĞRENCİ-Ne isteyebilirim?
MEVLANA- Baş olmayı isteme, yoksulluk daha iyi. Halkın boynuna binme ki ayaklarına nekris illeti gelmesin. Allah’a tevekkül ediyorsan, çalışmak suretiyle et. Önce kazan, sonra Allah’a dayan…
3.ÖĞRENCİ-Hep çalışmak, hep çalışmak.
MEVLANA-Çalışma da haktır, dert de, deva da. Tende kudret oldukça çalışıp kazanmak gerek. Çalışıp kazanmak, defineyi bulmaya engel değil. Sen işten kalma da, nasibinde define varsa, o da arkadan gelsin.
4.ÖĞRENCİ-Neyi, nerede arayacağız?
MEVLANA- Bir canında o canı ara
Beden dağındaki gizli mücevheri ara
Ey yürüyüp giden dost, bütün gücünle ara
Aradığını dışarıda değil, kendi içinde ara.
Hünkâr Hacı Bektaş veli nasıl buyurmuştu?
1.ÖĞRENCİ- Hararet nardadır, sacda değildir,
Keramet sendedir, Taç’ta değildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir.
MEVLANA- Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geri kalan et ve kemiksin,
Diken düşünür, dikenlik olursun,
Gül düşünür, gülistan olursun.
4.SAHNE SULTAN VELED VE ALÂEDDİN
(Sahne gürültü-patırtı içinde açılır)
SULTAN VELED- Kardeşim sakin ol. Biz büyük bir aileyiz. Mevlana’nın çocukları olarak, babamıza sahip çıkmak, onu korumak zorundayız.
ALÂEDDİN- Bizi kim koruyacak? Cebinde çocuklar için taşıdığı leblebiler bile, çocukları susturamıyor. Şems’de, Şems. Günlerdir evlere kapanmalar, yemeden, içmeden kesilmeler.
SULTAN VELED- Kendisinden 22 yaş büyük hak aşığından dersler alıyor, O benim aynam diyor.
ALÂEDDİN-Aynam mı diyor?
SULTAN VELED- Kardeşim Kuran şöyle diyor,’’ o Allah’tır ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış, insanın yaratılışına topraktan başlamıştır.’’ O aynada geldiğimiz toprağı unutturmayan, topraktan yapılan, babamızın şems’i kendinde, kendini Şems’te görmesini sağlıyor.
ALÂEDDİN-Aşk-meşk dedikoduları ayyuka çıktı.
SULTAN VELED- Kardeşim iki çeşit aşk vardır. Birincisi şarap aşkı, ikincisi Allah aşkı. İkisi de sarhoş eder. Babamızla, Şems Allah aşkı ile yanıp, tutuşuyorlar. Allah aşkı ile sarhoş olanlar, gördükleri sanatta kalmaz, bu sanattan, sanatı yaratana yol bulurlar.
ALÂEDDİN- Ne zamana kadar?
SULTAN VELED- Ömürleri boyunca. Bu yürüyüş, bu arayış, bizim için de, onlar için de hiç bitmeyecek. İnsan bu dünya’ya bir iş için gelmiştir. Gaye odur. Eğer onu yapmazsa bir şey yapmamış olur.
ALÂEDDİN- Babamızın bütün bilgi ve kültürünü, Kuran’dan aldığını, oradan beslendiğini biliyoruz. Ama Şems’le ilişkilerinde antika bir kılıçla soğan doğruyor.
SULTAN VELED- Babamız yalnız Kuran’ı değil, Yunan dilinden, yunan felsefesine kadar bilir. Lütfen babamızın ulvi düşüncelerine ve müritlerine saygısızlık etme.
ALÂEDDİN-Peki, neden Şems’in müritleri yok?
VELED- O Allah aşkını dolaşarak, yeni insanlarla buluşarak yaşadığı için ona, Şems’i perende denilmekte zaten. Kendini şeyh ilan edenlerden de, kendini felsefeye kaptıranlardan da nefret eder. Katıldığı sohbetlerde kendisine müritlik teklif edenlere de çok ağır konuşur.
ALÂEDDİN- Kendisine mürit olmak isteyen kirmani’ye, ‘’Sen bizim sohbetimize dayanamazsın. Mesela, Bağdat pazarında halkın gözü önünde şarap içebilir misin? Şarap içebilir misin’’ diye imtihan etmiştir. Bir Allah aşığı, mürit olmak isteyen birini şarapla imtihan eder mi?
SULTAN VELED- Babamızın Muhakkık Tebriz’i’nin yanında geçirdiği 40 günlük açlık sınavını çok çabuk unutmuşa benziyorsun. Din kurallarını, emir ve yasaklarını çok iyi bilen Şems Hazretlerinin, şarapla uzaktan, yakından ilgisi yoktur.
ALÂEDDİN- Şeriat kurallarını zedelediği için, İbn-i Arabî’yi herkesin içinde, yüzüne karşı çok sert eleştirdiği herkesin malumudur. Kimya Hatunla evlenip bizim eve de sahip çıkmaya kalkması bardağı taşıran son damla oldu.
SULTAN VELED- Kardeşim Kimya hatuna karşı senin ilgin de hepimizin malumu. Biliyorsun bu evlilik babamızın rızasıyla gerçekleşti. Kardeşim artık Kimya hatun evlenip, barklandı. Bizim bu evliliğe saygı duymaktan başka yapacağımız bir şey yok. Senin kadınların var, cariyelerin var. Unutma, Kimya hatun babamızın yetiştirdiği evlatlığı, bizim de üvey kardeşimizdir.
ALÂEDDİN-Ben babamın evinde her yere girer çıkarım. Şems beni, kimya hatunun ‘’ikamet ettiği sofanın yanından geçemezsin’’ diye uyaramaz. Bundan sonra da olacaklardan kendisi sorumludur. (Beline davranır)
SULTAN VELED- Sakın ha kardeşim. Sakın… Sa, sakin ol, aklından bile geçirme. Şems bizim kutsalımız Kendini, bizi, babamızı, Allah’ı düşün. Sakın kötü bir şey yapma..
5.SAHNE MEVLANA MÜZİK, SEMA EĞİTİMİ AYİN-İ CEM
(Yüksek sınıfa mensup kadınların yanı sıra Mevlana’nın asıl müritleri işçiler ve esnafın kadınları idi. Üstüne güller saçarlar, onunla beraber sema ederlerdi. Mevlana toplu halde ve bireysel, mabette ve evde, sokakta ve kırda, erkekler ve kadınlar önünde, onlarla çekinmeden sema yapardı. )
MEVLANA-müzik, İnsanın yaratana ulaşmak için çırpınışı sırasında ortaya koyduğu nağmelerdir. Mutluluğu engelleyen musibetleri aşmak yalnız ilimle değil, musikinin ses güzelliği ve şiirin büyüsüyle mümkün olur. Musikinin dili, (rebabın) Türk olsun, Arap olsun, Rum olsun, âşıkların dilidir. Müziği adet edinmiş, sanat edinmiş bir canım var; Müziksiz rahat edemiyorum.
KASAP ORHAN- İbadet ederken müzik?
MEVLANA- Müzik bence şahadet getirmektir adeta; mademki inanmışım, şahadet getirmeyi, imanımı bildirmeyi istiyorum. Sema’da kullandığımız Ney; Allah’a ulaşmak isteyen, Allah yolundaki canlı, cansız her şeyin ve kâmil insanın sembolü, Rebap da; Sonsuzluğun, sevginin, müziğin sembolüdür.
KEÇECİ SEDAT-Sema nedir?
MEVLANA-Sema kulun hakikate yönelip, akılla, aşkla yücelip, nefsini terk ederek hak’ta yok oluşu ve olgunluğa ermiş, bir kâmil insan olarak tekrar kulluğa dönüşüdür. (S.Ç)
TERZİ KÖSE-Sema’da müzik bu yüzden mi?
MEVLANA-Sema’da sembolik olarak kâinatın oluşmasını, insanın âlemde dirilişini, yüce yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip insan-ı kâmile doğru yönelişini ifade eder. İçinde mevsimler vardır. Olgunluk vardır. Şükran vardır. Yaprakların düşüşü, mevsimin çoraklığı, ölüm çiçekleri vardır. Doğumundan vuslatına insan vardır.
BAKKAL YUSUF-Sema’nın amacı nedir?
MEVLANA-Semazenin de, izleyenin de yaratana biraz daha yaklaşmasıdır.
AKKIZ HATUN- Sema ne zaman başlar?
MEVLANA- Sema temizlikle başlar Bu da semazenin hırkasını çıkarmasıdır. Hep birlikte yaptığımız zaman daha iyi anlayacaksınız. (Mevlana tek tek onları kontrol ederek) Kolların çapraz bağlı olarak duruşu Allah’ın birliğini ifade eder. Kollarımızı açarak sağdan sola dönerken kâinatı bütün kalbimizle kucaklarız. Gökyüzüne dönük sağ eli haktan aldığını kalp yolundan geçirerek yeryüzüne dönük olan sol elimizle halka dağıtırız. (Dönmeye başlar)
Bir şaşırmışlık halidir bu,
Yönler kaybedilince dönmek başlar.
Raks mekânsızlıktır.
Raks fenanın tekmelenişidir.
Raks hayattan ölüme uçuş,
Ölümden ölümsüzlüğe kanatlanıştır.
(Hep birlikte dönmeye başlarlar)
KÖR RAMAZAN- Zamanın büyükleri ve emirleri şehrin diğer şeyhlerine sık sık gidiyorlar da, sizin ziyaretinize az geliyorlar. Sebep nedir? Yoksa bunlar sizdeki büyüklüğü görmüyorlar mı?
MEVLANA- Siz onların sadece gelmemelerini görüyor, bu taraftan itilmelerini göremiyorsunuz. Eğer onlara da bizim tarafımıza yol versek, sohbetimize susamış olanlara yer kalmaz.
FATIMA HATUN-Şehrin ileri gelenleri hemen hemen yok gibi törenlerimizde terzi, bakkal…
MEVLANA- Bizim Mansurumuz Hallaç değil miydi? Bir öteki camcı değil miydi? Onların meslekleri kendi kemallerine ne ziyan getirdi?
GENÇ HATUN-Sultan’ın gönderdiği 5 kese altını elinizi sürmeden hendeğe attırmışsınız?
MEVLANA- Altın ne oluyor? İnci mercan da nedir? Bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
ADALI HATUN- Burada ne yapıyoruz?
MEVLANA- Kendimizi bilmeye, kendimize gelmeye, kendimizi bulmaya, kendimiz olmaya çabalıyoruz. Berber ve terzilik nasıl öğreniliyorsa, biz de kendimizde kesilip-biçilecek, yontulacak, ayıklanacak kendi zaaflarımızı, heveslerimizi, tutkularımızı, kin, öfke, hile, riya, kıskançlık gibi kötü huylarımızı keşfediyoruz.
(Çığlık çığlığa kadınlar bağırarak Mevlana’ya gelirler. Kadınlar taşlanmaktadır. Peşinde kadınlar ve erkekler vardır.)
KADIN- Ne olur bizi kurtar
MEVLANA-Rabia- Rabia-Rabia
KADINLAR- Ne olur bizleri kurtarın hem bunlardan, hem de mesleğimizden.
MEVLANA- Siz ne yiğit pehlivanlarsınız. Siz olmasanız şehvet düşkünü azgın erkeklerin şerrinden, iffetli kadınlar nasıl güven içinde olurlardı?
1.DİN TÜCCARI-Sizin gibi bir din âlimi, fahişelere nasıl böyle iltifatlarda bulunur?
2. DİN TÜCCARI- Hâşâ bu hatunlarla bizim hatunları karıştırma efendi. Bu hatunlar çoluğumuza, çocuğumuza kötü örnek oluyorlar. Yargılanmaları, hem de burada yargılanmaları mübahtır.
MEVLANA- Ömrün boyunca gönül remzinden bir harfin bile kokusunu alamadın; Kur’an okuyan, hafızsın, ehilsin, ustasın ama.
1.DİN TÜCCARI- Bize dil uzatma..
2.DİN TÜCCARI- Evet, hemen burada cezayı keselim.
MEVLANA- Ağzınla Yasin okuyorsun ama kinle bütün bedenin testere ağzı gibi (Sin) diş kesilmiş.
1.DİN TÜCCARI- Bunları temizlemediğimiz sürece yıkanıp arınamayız-
MEVLANA- Gönlünü yıkayıp arıtmamışsın, yüzünü yıkamaktan ne fayda var sana?
2.DİN TÜCCARI-Cehennem ateşinde hepimiz yanmamak için, Allah’ın huzurunda cezalandıralım. Böylece Allah Cennet yolumuzu açacaktır.
MEVLANA- Bir testi suyu Dicle’nin sahibine götürerek yapacağınız bu ahmaklığın hoş görülebileceğini mi düşünüyorsunuz? Salâvat verip duruyorsun ama Mustafa’nın temizliğinden neyin var, ona bak.
1.DİN TÜCCARI- Bundan sonra olacaklardan sorumlu biz değiliz
MEVLANA- Bu kadınlar olduğu gibi hareket ediyor. Gayet samimi, riyadan uzak. Yiğitseniz siz de öyle riyasız davranın da görelim. Siz riya cübbesini biçersiniz, dikersiniz, birbirinize giydirirsiniz. Ama onu Allah’a giydiremezsiniz. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
6.SAHNE EŞEKLER KOROSU SAHNESİ
(Eşek, Mevlana için; Nefsin arzularına uyan, zamanı boşa harcayan,her şeyi önemsiz sayan ve gaflete gömülmüş kalabalığın sembolü. Kahve ve çubuk içerler.)
1.EŞEK-Duydunuz mu ne demiş Celalettin?
2.EŞEK- Ne demiş yine?
3.EŞEK- Şemsin yanından çıkmıyor ki? Bir şey desin.
4.EŞEK-Kadınlara siz yaratıcısınız yaratılmış değil demiş.
5.EŞEK- Bizim hatunları Allah yapmış. Tövbe. Tövbe
1.EŞEK- O Zaman dur bakayım. Bizim evde nikâhlısı, nikâhsızı, cariyesi, kölesi 5 tane yaradan var.
4.EŞEK- Devlet çağırıp hesabını isteyecekmiş.
2.EŞEK- Devlet kendi hesap edememiş mi? Kaç tane yaradan olduğunu?
3.EŞEK- Onu değil. Başka şeyleri de soracakmış.
4.EŞEK-Devlet soracak olsa bu kadar dili uzun olmaz. Yedikleri içtikleri Devlet’le ayrı gitmiyor.
2.EŞEK- Celalettin’in sohbetlerine Selçuklu Sultanı’nın eşi de katılıyormuş.
3.EŞEK- Celalettin sohbetlere başladığından beri hırsızlık, eşkıyalık azaldı diyormuş Selçuklu Sultanı
1.EŞEK-Hırsızlığın, eşkıyalığın azalması iyi de şu bizim hatunlara dokunmasa iyi olacak.
2.EŞEK-Kadınlar fazla kapanmasın da demiş.
3.EŞEK- Çok eşlilik iyi değil demiş.
4.EŞEK- Kendisi tek eşli diye, hepimizi tek eşli mi yapacak?
2.EŞEK-Kendisini tek eşli biliyoruz da, Kimya hatun evlatlığı mı, Şems’in eşi mi, oğlu Alâeddin’in mi? Onu bilmiyoruz.
3.EŞEK-Cariyelerinize de iyi davranın diyormuş.
2.EŞEK-Göçebelikten kurtulun, yerleşin diyormuş.
1.EŞEK- Duydun mu, duydun mu?
2.EŞEK- Neyi duydum mu?
3.EŞEK- Mevlana’yı çıplak görmüşler.
4.EŞEK- Hamamdan kaçmış.
1.EŞEK- Şems var mıymış yanında.
3.EŞEK- İyi de benim anlamadığım Kimya hatun Mevlana’nın evlatlığı, Şems’in karısı mı? Alâeddin’in nesi?
7.SAHNE MEVLANA, ŞEMS’İ ANLATIYOR
MEVLANA- Tebrizli Şems din şeyhidir. Âlemlerinin rabbinin manalar denizidir. Can deryasıdır… Gerçeğe ulaşmak için onun eteğine yapışmak gerekir. Kıyasa sığmayan güzelliğinin bir zerresi görününce bütün güzellerin güzellikleri bitti, yandı… Doğu olsam, Batı olsam, göklere çıksam senden bir iz bulamadıkça ebedi hayattan bir iz yok bana. Ülkenin zahidiydim, kürsüye sahiptim. Gönül kazası, sana karşı ellerini okşamaktan öte bir şey yapamayan bir âşık haline getirdi beni.
Deftere düşkündüm. Edip ve bilginlerin üst yanına otururdum. İlahi aşk şarabının sunucusu olan zatı görünce sarhoş oldum, kalemleri kırdım. Gayret gözyaşlarıyla abdest aldım da namazımda kıblem sevgilinin yüzü oldu. Senden başka başım varsa yok olsun. Sensiz yaşarsam varlığımı yak. Kabe’de de sevgilim sensin, kilisede de..
SARHOŞ- Savulun ben geliyorum.
MEVLANA- Aşkımın ateşleri Arş’ı da geçti, ferşi de. Bu ateş içinde Şemseddin’in yüzünü gizleyemiyorum.
Şems’in yüzünü görünce gün gibi aydın sırlar açıldı. Görülmemiş şeyleri gördüm. Kimsenin duymadıklarını duydum. Ona âşık oldum. Elden çıktım. Yanında yücelikle alçaklık bir oldu. Şems’i evime çağırıp padişahım dedim, şu dervişi dinle, evim sana layık değil amma sana sadakatle aşığım ben. Kulun nesi varsa, eline ne geçerse hepsi efendisinindir. Bundan böyle ev senin evin.
SARHOŞ-Tutmayın beni. Ben efendimize gideceğim.
PEŞİNDEKİLER- Dur gitme. Sonra gideriz.
MEVLANA- Şems, beni öyle şaşılacak bir âleme çağırdı ki o âlemi ne Türk rüyasında gördü; ne Arap. Üstat şeyh, yeni bilgiler beller bir hale geldi, her gün huzurunda ders okuyordum. Sona erişmiştim, işe yeniden başladım. Bana uyuluyordu, bu sefer ben, Şems’e uydum. Yokluk bilgisinde olgundum, fakat Şems’in bana gösterdiği bilgi, yepyeni bir bilgiydi… Şems maşuk erenlerindendi. Beni de o âleme, maşukluk cihanına davet etti. Onun cinsindendim, ona ulaştım, can yoluyla canlar canına kavuştum.
Şems, beni kendince seçmiş olduğu Sema’a davet etti. Emriyle sema’a başlayınca Tanrı lütfuyla evvelki haline nispetle yüz kat daha ileri gittiğimi gördü. Sema etmem, ona doğru bir yol oldu. Gönlümde sema yüzünden yüzlerce bağlar, bahçeler bitti. Gelişti.
SARHOŞ- Tutmayın beni, şeyhimin elini öpeceğim.
MEVLANA- Mevlana, gölgesiz bir güneş olduğu halde Şems’in çevresinde dönüp dolaşmadadır. Şems onu ışığın içine almış, aydınlığa boğmuştur. (Dönmeye başlar)
SARHOŞ-(Mevlana ile karşılıklı dönmeye başlarlar)
PEŞİNDEKİLER- (Sarhoşu alıp götürmeye çalışırlar)
MEVLANA- Dokunmayın ona, şarabı o içmiş, sarhoşluğu sizler yapıyorsunuz.
(Mevlana hepsine ayrı ayrı sarılır)
8.SAHNE SELÇUKLU SARAYI İSTİŞARE KURULU
(Sarayda yetkili beyler ve Mevlana)
1.BEY- Salgın her geçen gün azalıyor.
2.BEY- Hırsızlık azaldı.
3.BEY- Halk her geçen gün bizden uzaklaşıyor, sözümüzü geçiremiyoruz.
4.BEY-Hatun diyorlar, hatunların hakkı diyorlar. Çok eş olmasın diyorlar.
1.BEY-Cariyelerin hakları diyorlar.
BAŞBEY- Türk’lere olumsuz bakıldığına, Moğolların Allah tarafından müstahak olarak Türklere gönderildiğine dair duyumları biz de alıyoruz. Türk memurların eziyetinden bahsedildiğini biliyoruz.
MEVLANA- Allah’ın rahmetine mazhar olanlar kurtulmuşlardır, ama lanetine uğrayanlar tedaviye muhtaç hastalardır. İşte biz bu lanetlileri rahmetlik yapmak için dünyaya geldik.
1.BEY-Belki haklısınız. Bu haksız yargılamayı hep birlikte aşmak zorundayız. Ancak Türk’ü kavgacı, uzlaşmaz, eziyet edici ve zalim olarak nitelendirenlerden de bunun hesabını istemek zorundayız.
MEVLANA-Gelişip olgunlaştıkça hepimiz hatalarımızı daha iyi anlarız. Önemli olan sureti değil, Sireti görmektir. Sorumlu olanlar yalnız söyleyenler değil, sorunları çıkaranlardır.
BAŞBEY- Neden Farsça yazıyorsunuz?
MEVLANA-Dil ve üslup bakımından Farsça yazarak kendimi daha iyi hissetmem, daha iyi anlatmam, halkçı ve halk dostu olmaya ulaşmaya çalışmama engel teşkil etmiyor.
BAŞBEY-Beylerin de söylediği gibi yaptığınız sohbet ve Semalar sonunda, göçebelikten yerleşik düzene geçiş çoğaldı. Sevgi, hoşgörü, büyüğe saygı, nimete hürmet, helal kazanç yaşanmaya başladı.
MEVLANA- Bunlar Türk dehasının ürünleridir. Biz çalışmalarımızda aşk, sabır, gayret, tevekkül, ilim, akıl, gayret, hakikat, suret ve mana gibi yüzlerce konuları işliyoruz. İnsan ilahi emanetin taşıyıcısı olması yanında bir yığın noksanlığın da toplandığı bir alandır. En tehlikeli hali ise, cehaletini bilgi sanmasıdır.
İnsan saygı ve hizmete layık bir numaralı varlıktır. Yüce Allah ‘’ Biz insanları, yarattıklarımızın birçoğuna üstün kıldık’’ demiştir.
3.BEY- Öğrencilerinize ‘’islamda resmi mabet yoktur. Her mümin ibadetini dilediği yerde yapar’’ Demişssiniz.
MEVLANA- Ben peygamberin bir sözünü, ciltler dolusu tesvire değişmem. O diyor ki, ‘’ Bütün yeryüzü bana ve ümmetime mescit yapılmıştır.’’ İsa dördüncü kat göğe çıktıktan sonra kiliseyi ne yapsın? Can isasının mescidine gökyüzü tavanı daha layıktır.
2.BEY- Serserilere, hamallara ve ırgatlara gösterdiğiniz hoşgörü, garibanlarla günün her saatinizde ettiğiniz sohbetler onların her geçen gün bizim kapımıza daha çok dayanmalarına meydan veriyor.
MEVLANA-Bir ömürdür varlığı denedik durduk, bir kerecik de yokluğu denemek gerek. Yokluğun debdebesi saltanatı uydurma değil ya: Ateş olmayan yerden duman tütmez.
4.BEY-Sizin gönüllerde taht kurduğunuzu biliyoruz. Fakat müritleriniz çok yetersiz ve fena insanlar.
MEVLANA- Eğer o müritler iyi insanlar olsalardı, ben onların müridi olurdum…
3.BEY- Bu ayaktakımının sizi tehlikeye düşüreceğinden endişe ediyoruz yöneticiler olarak.
MEVLANA- Eğer hayat istiyorsan tehlike içinde yaşa. Hayatın sırını mı arıyorsun? Onu, zorluk ve ıstıraplarla kıvranmanın dışında bulamazsın.
1.BEY-Hamamdan yarı çıplak çıktığınız herkesin malumu
MEVLANA-Tellak, bana yer açmak için oradan birilerini uzaklaştırmıştı. Bu mahcupluk beni terletti, dayanamadım kaçtım.
2.BEY- Hacıya gitme, hacı olma konusunda söyledikleriniz?
MEVLANA- Akıllı hacı niceye dek yedi yedi tavaf eder-durur. Ben, deli-divane bir hacıyım, kaç kez döndüğümü saymam bile. Gönlün varsa gönül kabesini tavaf et.. Anlam kabesi gönüldür. Bir gönül incittin mi bin kez yaya gitsen de kabeyi tavaf etsen Allah kabul etmez. Kırılmış, iki yüz parça olmuş gönlü yapmak, Allah’a hacdan da yeğdir, umreden de..
3.BEY-Sizce nereye gidiyoruz?
MEVLANA-Yücelerdeniz, yücelere gidiyoruz biz. Deniziz, denize gidiyoruz biz. Biz oradan da değiliz, buradan da; mekânsızlık âlemindeyiz, mekânsızlığa gidiyoruz biz.
4.BEY- Size intisap eden bazı Hıristiyanların dinlerinde kalmalarına rağmen ses çıkarmıyorsunuz.
MEVLANA- Bizim bu dilden başka dilimiz, cennetten, cehennemden başka bir yerimiz vardır. Hür gönüllüler başka bir canla yaşarlar, onların o temiz cevherleri başka bir hazinedendir. Benim tekkem âlem, medresem dünyadır.
1.BEY-Konya’nın yakınlarındaki Rum köylerine uğrayarak, köylülerle özellikle papazlarla sohbet ettiğinizi kilisenin kandillerinin ihtiyacını karşıladığını biliyoruz. Neden?
MEVLANA- Çünkü o kandiller Allah’ın nuru adına yanıyordu. Hünkâr Hacı Bektaş Veli şöyle buyuruyor; ‘’ Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız’’
2-Bunun için mi, herkese kim olursan ol gel diyorsun.
MEVLANA- Her şehir kendine buyruk hareket etmeye başlamış, asayiş yok, köy basan, yol kesen çeteler türemiş, Rum, Ermeni, Türk ve Türkmen Anadolu halkı, bütünüyle bitkin, tedirgin, çaresiz ve ümitsiz olduğu için; Gene Gel diyorum.
Gene gel, gene
Ne olursan ol, ister kâfir ol,
İstersen ateşe tap, ister puta,
İster yüz kere bozmuş ol tövbeni,
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı
Nasılsan öyle gel…
4.BEY-Onların dini bizim dinimizden daha mı üstün?
MEVLANA- Hiçbir dini küçümsemiyoruz. Dinsel çatışmalara, inançlarından ötürü sürekli bir savaş durumuna karşıyız. Dinlerinin ululuğuyla övünüp, böbürlenilmesine de karşıyız. Hangi dinden olursa olsun, Allah’a yönelen kişi Hak yoluna girmiş olur.
Pergel gibi, ayağımla şeriat üstünde sağlamca durup, öteki ayağımla yetmiş iki ulusu dolaşıyorum
BAŞBEY- En büyük Devlet erkânı yanınıza gelebilmek için günlerce, haftalarca beklemek zorunda kalıyor. Aynı hoşgörüyü beklemek onların da hakkı değil mi?
MEVLANA- Şair, padişahı över; Fakat kendinden haberi olan şairleri, padişah kalkar, över.
1.BEY-Siz çevrenizden büyük ilgi gören ve saygı duyulan bir din bilgini iken Bir Tebrizli Şems geldi. Hayatınızı altüst etti. Her gün buluşmalar, günlerce çadırlara kapanıp çalışmalar. Ne aradınız, ne buldunuz?
MEVLANA- Tebrizli Şems din şeyhidir. Âlemler rabbinin manalar denizi, can deryasıdır. İlahi aşk şarabının sunucusu olan zatı görünce sarhoş oldum.
2.BEY- Bize vereceğin bir öğüdünüz var mı?
MEVLANA- Size ne öğüt vereyim ki? Size çobanlık emretmişler, siz kurtluk ediyorsunuz.
3.BEY-Size yüce makamın talimatıyla, bir âşıklar yurdu (Darul uşşak) yaptırmak istiyoruz.
MEVLANA- Biz, şu dünyada kimseyle uzlaşmaz, kimseye uymayız. Biz bu atlas kubbenin altında ev-bark kurmayız.
BAŞBEY- Kadınların örtünmesi konusu?
MEVLANA- Kadın nedir, dünya ne? Kadın söylesen de neyse odur, söylemesen de. Yaptığı işten vazgeçmez o. Hatta söylesen biraz daha beter olur. Kadına gizlen diye ne kadar emredersen et, onda kendini göstermek isteği o kadar artar. Halk da o gizlendiği için daha fazla onun üstüne düşer. Şu halde sen oturmuş, iki tarafın da rağbetini körüklüyorsun. Kötülükte bulunamayacak bir yaradılıştaysa men etsen de yaradılışının, huyunun icabı olan iyiliğe gidecektir. Vazgeç, dertlenme yok, eğer yaradılışı bunun aksineyse çaresiz gideceği yolu tutacak, senin men etmen de ancak onun hırsını arttıracaktır.
Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.
9.SAHNE ZİKİR VE MEVLANA
(Mevlana’nın da katılımıyla ney ve Rebap eşliğinde yapılan zikir. Zikir Tanrı adının yüksek sesle yinelenmesidir. İsm-i Celal derler. Şeyhin postu serilir. Şeyh posta geçer. Törensel giysili dedeler ve canlar şeyhin sağına ve soluna dizilerek bir halka oluştururlar. Hep birlikte diz çökülerek yer öpülür. Ve oturulur. Bir derviş kalkarak kollarında taşıdığı iri taneli, çok büyük bir tespihin imamesini ve püskülünü öpüp şeyhe verir. Tespihin tanelerini de şeyhin sağında ve solunda yer alan halkayı oluşturan kişilerin önüne yayardı. Herkes tespihin önlerine gelen yanını öpüp ellerine aldıktan sonra şeyh yüksek sesle uzun bir ‘’E’uz-ü Besmele çeker Her heceyi nefesinin dayanacağı oranda uzatarak ‘’Allah’’ deyip kısa aralarla ‘’İsm-i Celal’i yinelerdi. Tespih üç kez Allah denilinceye dek geçecek süre içinde ve püskülle imame herkesin önünden bir kez için için geçip şeyhin önüne gelecek bir yöntemle sağdan sola doğru çevrilirdi. Bundan sonra halkayı oluşturanlar şeyhe uyarak gövdelerini sağa eğip ‘’Al’’ sola eğip ‘’Lah diyerek ‘’İsm-i Celal’i’’ yinelerlerdi. Şeyh yüksek sesle bir dua okur, biri bir aşir okuduktan sonra Şeyh efendi bir Gülbank çeker.)
MEVLANA-Sabah-ı şerifler hayrola, hayırlar feth ola, şerler def’ü ref ola, Allah-ü Azim üş şan İsm-i zatinin nuru ile kalplerimizi münevver eyleye, demler ce Safalar ziyade ola, dem-i hü diyelim, hü… Hep birlikte hüü çekip yeri öperler.
MEVLANA- Allah adı temizdir. O’nu zikredince temizlik geldi mi pislik, pılını, pırtısını toplayıp gider. Zıtlar, zıtlardan kaçar. Nasıl ki güneş doğunca gece dayanamaz, kaçar gider. Allah’ın tertemiz adı ağza gelince, yani zikir başlayınca ne pislik kalır, ne gamlar, kederler. Daha yakın gel, daha yakın. Niceye dek bu yol vuruculuk? Değil mi ki sen bensin, ben de senim. Niceye dek bu senlik, benlik? Allah ışığıyız, Allah sırçasıyız. Ne diye kendimize karşı bunca inat? Hepimiz bir tek olgun kişiyiz, neden böyle şaşı olmuşuz? Neden zengin yoksullara hor bakar? Sağ, neden kendi solunu hor görür? İkisi de senin elin değil mi? Nedir bu yomluluk? Aşağılık ne?.. Birlik ağacını ne diye böyle eyer durursun? Haydi kaç şu benlikten, katıl herkese, birleş, kendinde kaldın mı bir taneciksin, ama herkese katıldın mı madene dönersin.. Dünyada nice canlar var, anlamda hepsi bir. Testileri, kapları kırdın mı su bir olur gider. Sen birliğe erer de, gönlünü sözden kurtarırsan, can, her görüş sahibine senden haber iletir artık.
10.SAHNE MEVLANA ŞEMS’İ ARIYOR.
MEVLANA- Zamanında bir gönül sahibi, büyük bir padişahlar padişahı, ulu bir kâmil zuhur etti. Halkın yanında lakabı Şems-i Tebriz idi. Fakat can gözü açık olanlarca nurların nuruydu, Tanrı’nın sırı idi. Âlemde sevgiliydi ve Tanrı’nın dilediği erdi. Onun güzelliğine, Tanrı’ya mahsus huylarına, o iki kanlı nerkiz gözlerine, o keyfiyete sığmayan temizliğine, zevkine, o inci gibi sırlarla dolu olan ve sözüyle hür kişilere dirilik bağışlayan ağzına meftun oldum. Tanrı kıskançlığından onu âlemde kimse görmesin diye gizlemiş, ona öylesine alındım ki, O Leyla bense mecnun. Onsuz huzurum kalmadı, onu görmedikçe, yüzüne bakmadıkça adeta nursuz bir hale düşüyorum. İlahi aşk şarabımı onun sunuşu ile içmek istiyorum. Ayrılığa tahammülümüz yok. Onun ilahi denizinde bir balıksam susuz yaşayabilir miyim?
SESLER- Şems Halep’te
2.SES- Şems Musul’da,
3.SES- Şems Bağdat’ta.
(Sesler değişik yerlerden gelmekte, Mevlana şaşkınlık içinde, her sese koşmaktadır.)
BİR ADAM- (Yanına gelerek) Efendimiz, ben Şems’i Şam’da gördüm, müjdemi isterim.
MEVLANA- (şaşkın, sevinçli, çıkarır hırkasını verir.)
BİR ADAM- (Adam hırkayı giyer, sevinerek çıkar gider)
1.SES- Efendimiz bu adam size yalan söyledi.
2.SES- Bir yere gittiği, kimseyi gördüğü yok.
MEVLANA- Yalan söylediği için hırkamı verdim, doğru söylediğini bilseydim canımı verirdim.
11.SAHNE SULTAN VELED, ALÂEDDİN
(İlişkiler soğuk, gittikçe babalarının sözleriyle birbirlerini vurmaya çalışarak)
SULTAN VELED- Sen mi yaptın?
ALÂEDDİN- Neyi
SULTAN VELED- Günlerdir ortada yoksun.
ALÂEDDİN- Kast ettiğin Şems’se; işkence edilerek öldürüldüğünü ben de duydum.
SULTAN VELED- Allah aşığı insanlar için ölüm, bir düğündür, bir vuslat’tır.
ALÂEDDİN-Babamızın sağlığı nasıl?
SULTAN VELED- Deli, divaneler gibi dolaşıyor, haberi yok. Sayıklıyor, sayıklıyor, kendi kendine konuşuyor, bekliyor.
ALÂEDDİN- Babam, hep söylerdi ‘’ Mekânsızlık âleminden, mekânsızlığa gidiyoruz’’ diye. İşte Şems’de gitti.
SULTAN VELED- Sen de bir düşmana kinlendin mi, ay altı duyuya esir olan kişi, altı duyun da yanılır, yanlış işlere dalarsın. Şems Hazretleri, ölmeden önce zaten ölmüştü.
ALÂEDDİN- Hiçbir ölü, öldüğüne yanmaz, hayıflanmaz, azığının azlığına yanar.
SULTAN VELED- Gözünün önüne gök renkli bir cam koymuşsun, o sebepten âlem sana gök görünüyor, kör değilsen kendinden bil, kendine kötü de, başkasına deme! Kötülükte bulundun mu kork, emin olma; Çünkü yaptığın kötülük bir tohumdur, Allah, onu mutlaka bitirir!
ALÂEDDİN- Dünyada mutlak olarak kötü bir şey yoktur. Kötü de, kötülük de nisbidir, herkese göre değişir.
SULTAN VELED- ey kardeş! Sen ancak bir düşünceden ibaretsin. Ondan başka geri kalan varlığınsa kemik ve deriden başka bir şey değildir. Eğer düşüncen, manevi varlığın gülse, sen de gül bahçesisin; dikense, külhana atılacak odun gibisin. Eğer gül suyu gibi latifsen, hoş kokuyorsan, insanlar seni başlarına sürer, koyunlarına serperler. Eğer sidik gibiysen dışarı atarlar.
ALÂEDDİN-Hamam kızıştı, ısındı mı nefes alamaz olursun, bunalırsın, için sıkılır. Hâlbuki hamam geniştir, uzundur. Fakat sıcaklığı yüzünden sana dar gelir, ruhun sıkılır ve usanırsın. Dışarı çıkmadıkça gönlün ferahlamaz. O halde hamamın genişliğinden bana ne?
SULTAN VELED- Akrabadan, dosttan, yakınlardan gelen bir cefa, ağyarın üç yüz bin cefasına eşittir. Çünkü insan, akrabanın ve dostların eziyet ve zahmette bulunacağını ummaz, tabiatı daima onun lütfuna, vefasına alışmıştır.
12.SAHNE MEVLANA KADINLARLA SOHBET EDİYOR
MEVLANA-Kadınlar, aklı olanlara, gönül sahiplerine pek üstün olurlar. Cahillere gelince, onlar, kadına üstündür. Çünkü sert ve kaba muameleli adamdır onlar. Onlarda acıma, sevgi ve lütuf azdır. Tabiatlarında hayvanlık üstündür. Sevgi ve acımak, insanlık vasıflarıdır, hiddet ve şehvetse hayvanlık vasıfları. Kadın Hak nurudur, oynaş değil. Yaratıcıdır, Yaratılmış değil. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Kadın için; ‘’Eşim değil, eşitimdir’’ diyerek şöyle devam etmiştir.
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde,
Hakk’ın yarattığı her şey, yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın, erkek farkı yok,
Noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde.
Bugünkü dersimizde siz söyleyeceksiniz, ben fakir söyleyeceğim.
KERRA HATUN- Ağlamak?
MEVLANA- Sonsuz bir karanlığın içinde doğdum.
Işığı gördüm, Korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm. Korktum. Ağladım.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi
Ağladım.
MELİKE HATUN- Yaşamak?
MEVLANA- Yaşamayı öğrendim.
Doğumun hayatın bitmeye başladığı an olduğunu,
Aradaki bölümün;
Ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
FATMA HATUN- Zaman?
MEVLANA- Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla.
Zamanla yarışılmayacağını,
Zamanla barışılacağını, Zamanla öğrendim.
SOBACI HATUN- İnsan?
MEVLANA- İnsanı öğrendim,
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu,
Sonra da, her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu
Öğrendim.
KİRAMAN HATUN- Sevgi, Güven?
MEVLANA- Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi.
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin;
Güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
GUMAÇ HATUN- Ten ve ruh?
MEVLANA – İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
LATİFE HATUN- Evren?
MEVLANA- Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için;
Önce çevreni aydınlatman gerektiğini öğrendim.
ŞEREF HATUN- Ekmek?
MEVLANA- Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için; Ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.
DESTİNA- Okumak?
MEVLANA- Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra.
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana
KERRA HATUN- Gitmek?
MEVLANA- Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi,
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi.
MELİKE HATUN- Kalabalıklar?
FATMA HATUN-Meydan okuma?
KİRAMAN HATUN- Yürümek?
MEVLANA- Dünya’ya tek başına meydan okumayı öğrendim.
Sonra; kalabalıklarla birlikte yürüme gerektiği fikrine vardım.
Sonra da, asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.
KİMYA HATUN-Düşünmek?
MEVLANA- Düşünmeyi öğrendim.
Sonra, Kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra da, sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
GUMAÇ HATUN- Namus?
MEVLANA- Namusun önemini öğrendim evde,
Sonra yoksundan namus beklemenin;
Namussuzluk olduğunu.
Gerçek namusun, günah elinin altındayken,
Günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.
LATİFE HATUN- Gerçek ve acı?
MEVLANA- Gerçeği öğrendim bir gün,
Ve gerçeğin acı olduğunu.
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar;
Hayata da lezzet kattığını öğrendim.
ŞEREF HATUN-Ölüm?
MEVLANA- Her canlının ölümü tadacağını,
Ama sadece bazılarının
Hayatı tadacağını öğrendim.
TÜM HATUNLAR- Dostlar?
MEVLANA- Ben dostlarımı,
Ne aklımla, ne de kalbimle severim.
Olur ya;
Kalp durur,
Akıl unutur.
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur.
KERİMAN HATUN-Dünürünüzün cenazesini davullar eşliğinde kabire götürürken hem yürüdünüz, hem sema ettiniz, mersiye ve gazellerle uğurladınız. Neden davullar eşliğinde?
MEVLANA- ‘’Benim için ağlamayın, cenazemi davul çalarak, taşıyın’’ diye vasiyet etti.
LATİFE HATUN-Sizin vasiyetiniz ne?
MEVLANA- Mezarımın başında yaş döküp yakınacaksın,
Lütfunun bir kısmını şimdi yapıver.
Kulağıma söyleyiver, toprağıma söyleyeceklerini,
Ölümümden sonra dost olacağına benimle,
Bir iyilik yap da şimdi dost ol.
Öldüğümde toprağımı öpeceğine gel yüzümü şimdi öpüver.
13.SAHNE MEVLANA ŞEMS’İN ÖLÜM HABERİNİ ALMIŞTIR.
MEVLANA- (Divane, Şems’in ölüm haberini günler sonra almıştır.) Sevgili, o gariplik yurdunda neden bunca zamandır eğleşip kaldın, bu gurbetten dön, gel gene, niceye dek bu pişmanlık? Yüzlerce mektup yolladım, yüzlerce yol gösterdim. Ya yolu bilmiyorsun, ya mektubu okumuyorsun. Gel gene, o hapishanede senin kadrini kimse bilmez. Taş yüreklilerle oturma, sen nihayet bu madenin gevherisin. Ey gönülden, candan kurtulan, ey gönülden ve candan el yıkayan, ey cihan tuzağından azad olan, gene gel, sen dostlardansın.
Bu mahallede bir rint, bizim halkamızdan kaçıp kayboldu. Bu mahallede de birisi ansızın ondan bir iz buldu. Bakın da izini görün, bu onun kanlarla bulaşmış elbisesi. Bir zamandır onu araya- araya yandık.. Gece- gündüz elbisemizi yırtarak onu aramaktayız. Bütün kanlar, eskiyince kararır, kurur. Fakat âşıkların kanı ebedi olarak yeniden-yeniye gönülden coşup akar. Aşıkların kanı eskimez, daima tazedir.. Kan da taze olunca kime aitse bilinir. Bu eski bir kan davası diye geçiştirme. Âşıkların kanı, dünyada ne uyumuştur, ne de uyuyup unutulur… Sen de böyle öldürülürsen ebedi hayata ulaşırsın. Bu çeşit öldürülenin canından Tebriz’e selamı, kulluğumu ulaştır.
Ölüm böyle bir ere küçük bir iş değil. Saman değil ki yelle uçtu diyelim. Su değil ki kış yüzünden dondu farz edelim. Tarak değildi ki, bir telden kırılsın. Tohum değildi ki yer onu sıkıp kurutsun. O bu yeryüzünde bir altın madeniydi ki, iki cihanı da bir arpaya sayardı. Topraktan yaratılan bedenini toprağa attı, akla mensup canını göklere çıkardı. Halkın bilmediği ikinci canı, canana teslim etti. Saf şarap tortuyla karışmıştı, küpün ağzına çıktı, tortudan ayrıldı.
Yazıklar olsun ey sevgili, aramızdan gittin. Dertlerle, hasretlerle ayrıldın. Topraklar içine gittin. Karıncalara, yılanlara karıştın. Ne oldu o nükteler, ne oldu o sözler? Ey yüzlerce gül bahçesinin canı, neden yaseminden gizlendin? Ey canımın canına can olan, neden benden gizlendin?
14. SAHNE SON SAHNE EBEDİ MAŞRIK
(Hıristiyanlar, Yahudiler, Araplar, Türklerden, bütün din ve devlet yetkilileri cenazede dualar, ağıtlar birbirine karışır. Herkes kendi örfine göre dua ediyordu. Zebur, Tevrat, İncil’den ayetler okuyup, feryat ediyorlardı. Güvercinler uçuşurken, izdiham olmasın diye tabutun yakınında kılıçlı, sopalı güvenlik var.)
MÜSLÜMANLAR- Sizler çekilin. Bırakın biz ibadetimizi yapalım. Bizi acımızla baş başa bırakın. (Kimse umursamaz)
MÜSLÜMANLAR- Size diyoruz. Lütfen bizi acımızla baş başa bırakın.. (İtişme-kakışma)
SULTANIN ADAMLARI- Bu olayın sizinle ne ilgisi var? Bu din sultanı bizim önderimiz ve rehberimizdir.
HIRİSTİYANLAR- Biz Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve bütün peygamberlerin hakikatini onun açık sözlerinden anladık.
YAHUDİLER- Kendi kitaplarımızda okuduğumuz olgu peygamberlerin hal ve hareketlerini onda gördük.
HIRİSTİYANLAR- Siz Müslümanlar Mevlana’yı nasıl devrin Muhammed’i olarak tanıyorsanız, biz de onu devrin Musa’sı ve İsa’sı olarak biliyoruz.
YAHUDİLER- Siz ona ne kadar bağlıysanız, biz ona bin daha bağlıyız.
HIRİSTİYANLAR-YAHUDİLER- Onun dostuyuz.
BİR RUM KEŞİŞ- Mevlana ekmek gibidir. Herkes ekmeğe muhtaçtır. Siz hiç ekmekten kaçan aç gördünüz mü?
HIRİSTİYANLAR- Hz. Pir Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler. Biz bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir ney’iz demiştir.
HIRİSTİYANLAR-YAHUDİLER- Mevlana Hazretleri, insanlar üzerinde parlayan hakikat güneşidir. Güneşi bütün dünya sever. Bütün evler onun ışığı ile aydınlanır. (Müslümanlar başları eğik, susup geri çekilirler.
Aşir okunur, Gülbank okunur. İlahi okunur. Hep birlikte İsm-i Celal çekilir. Allah Lafzı söylenip dualarla tamamlanır. Tevrat, İncil, Kur’an üçlemesi sırasıyla, ağıtlar arasında yerini alır. Ortalık kıpkızıl olmuş, Mevlana Vuslat’ını bulmuştur. Gökyüzündeki kızıllığın gölgesi ise bir post şeklindeki kızıllığıdır. O mutludur. Sevgiliye kavuşmuştur. Yürüyenler, sema edenler, gazel okuyanlar…)