Menü Kapat

OYUN KİŞİLERİ

EDİTH- 17 YAŞINDA ORTOPEDİK ENGELLİ

ILONA- 17-20 YAŞLARINDA EDİTH’İN YARDIMCISI

KEKESFALVA- ZENGİN İŞADAMI 60 YAŞLARINDA

CONDOR- DOKTOR 40 YAŞLARINDA

CLARA- DOKTORUN KARISI 50 YAŞLARINDA GÖRME ENGELLİ

TEĞMEN- 25 YAŞINDA

JOSEF- 60 YAŞLARINDA UŞAK

JOZSİ, FERENCZ, GOLDBAUM- TEĞMENİN ARKADAŞLARI

KUSMA- TEĞMENİN EMİR ERİ

KÖYLÜLER, DANS EKİBİ, MÜZİSYENLER, FİZYOTERAPİST, FALCI, BELEDİYE BAŞKANI, EŞİ VE KIZI

STEFAN ZWEIG

SABIRSIZ YÜREK (UNGEDULD DES HERZENS)

ÇEVİREN: ÇİĞDEM ÖZTEKİN

OYUNLAŞTIRAN: MEHMET GÜRKAN

CAN YAYINLARI

KENDİNİ ÇOCUKLARA, ENGELLİ ÇOCUKLARA VE TÜM ENGELLİLERE ADAYAN SEVGİLİ EŞİM SÜHEYLA GÜRKAN’A

İki tür acıma duygusu vardır. Birincisi, duygusal ve zayıf olanı, başka birinin yaşadığı felaketlerden kaynaklanan acı ve hüzünden olabildiğince çabuk kurtulmak için çırpınan yüreğin sabırsızlığıdır. Bu, bir acıyı birlikte hissetmek değil, ruhun yabancı bir derde karşı kendini içgüdüsel olarak savunması anlamındaki acıma duygusudur.

Diğeri, tek gerçek acıma duygusu ise yaratıcı olan, ne istediğini bilen; sabırla, gücü yettiğince hatta gücünün bile ötesinde katlanmaya ve dayanmaya kararlı bir insanın acıma duygusudur.

SABIRSIZ YÜREK

Kitabın özgün adı: UNGEDULD DES HERZENS

1913 Yılının Kasım ayı. Avusturya sınırı ile Macaristan sınırı arasında bir kasaba.

  1. SAHNE DANS

Rüya kabus arası 17 yaşlarındaki kız dans etmektedir. Bu kız Edith’tir. Sonraki sahnede yemek sahnesine geçileceği için Edith yerine dublör kullanılması daha kolay olabilir. Bazen dans ederek kendini görürken, bazen gelinlik içindedir.

Goethe’nin Tanrı ve Dansçı kız şiiri eşliğinde süren dans ..

Seni düşünüyorum, güneşin ışıkları denizden aksedince Seni düşünüyorum, ayın pırıltıları kaynaklara vurunca.

Seni düşünüyorum, uzak bir yol üstünde tozlar havalanırken, Karanlık bir gecede, dar bir tahta köprüde bir yolcu ürperirken. Seni düşünüyorum, boğuk uğultularla orda yükselirken dalgalar. Kulak kesilmek için koruluktayım, sık sık her şeyin sustuğu anlar. Uzakta olsan bile ben senin yanındayım, sende yakınımdasın.

Güneş batıyor, biraz sonra, beni ışıtacak yıldızlar ne olurdu burda Yanımda olsaydın..  (Bir kaza efektiyle son bulur.)

(Bu dansın tekrarı içinde kabus olmadan 7.sahnede tekrar yapılacaktır.)

  1. SAHNE YEMEK KEKESFALVA MALİKANESİ

(Kekesfalva’nın evinde Kasabanın ileri gelenleriyle birlikte yemek yenilmektedir. Masa at nalı şeklindedir. Viyana’dan getirilen iki keman, bir çello bir piano ile Müzisyenler, Fransız şarapları ve şampanyalar eşlik etmektedir. Hizmetçiler beyaz eldivenleri, kulpsuz sürahilerle şampanyaları sunarken, uşaklar kolalı gömlek ve beyaz eldiven takarlar. Kasabanın ileri gelenleri, Belediye başkanı, eşi, kızı Ritüel hale gelmiş yemektedirler.)

KEKESFALVA- Sayın Belediye başkanım, Hanımefendi, sayın konuklar geleneksel hale getirdiğimiz bu yemeklere katılımınız bizlere güç vermektedir. Kekesfalva Ailesi olarak Bildiğiniz üzere otellerimiz, at çiftliğimiz, şeker fabrikası, kereste fabrikamız ve diğer çalışmalarımızla her zaman şehrimizin hizmetinde olduk.  Bugün sizleri yeni bir konuğumuzla tanıştıracağım.

Biliyorsunuz evimizde askeri görevlileri ağırlamaktan her zaman memnuniyet duyarız. Teğmen Hofmiller kendisi birazdan aramızda olacak.

TEĞMEN HOFMİLLER- Geciktiğim için özür dilerim

KEKESFALVA- Rica ederim. Özür dilenecek bir şey yok. Askeriyenin zorluklarını bilirim. Ayrıca mazeret bildirdiğiniz için ben teşekkür ederim. Hoş geldiniz.

Buyrun lütfen. (Teğmen ayrılan yere oturur.)

Kadehlerimizi Teğmen Hofmiller için kaldırıyoruz. (Herkes ayağa kalkar)

(marulla süslenip ıstakoz parçalarıyla çevrelenen mavi balıklar, tavuklar, romla süslenmiş pudingler, dondurma bombaları, yeşil, kırmızı ve likörlerden kokteyle, kahve ve kalın purolardan sonra, uzaktan gelen müzik çift kanatlı kapı açılarak dansa geçilir. Herkes pisttedir.  Teğmen yanında olan Ilona’yı dansa kaldırır)

TEĞMEN HOFMİLLER- Bu dansı bana lütfettiğiniz için teşekkür ederim. ILONA- (Macar aksanı ile konuşabilir) Ben teşekkür ederim.

TEĞMEN HOFMİLLER- Kadife bakışlı, ceylan gibi gözlerinizden kendimi alamıyorum.

ILONA- (Güler) Askeriyede dans eğitimi de alıyor musunuz?

(Teğmen vals bitince yerine Ilona’yı oturtup, evin kızını dansa kaldırmak üzere yanına gider.)

TEĞMEN HOFMİLLER- (Kıza doğru giderken, kız da yanındakilerle konuşmasını kesip teğmene doğru bakar. Teğmen Reverans yapar, kız şaşırır, teğmen eğilerek kibarca)

Bu dansı bana lütfeder misiniz hanımefendi? (kız önce geriye yaslanır, dudaklarını ısırır, gözlerini teğmene diker, acı verici çığlık ve hıçkırıklarla bir krize girerek masayı devirir. Herkes şaşkın halde komutan teğmene bakmaktadır. Müzik durmuş, çiftler ayrılmıştır)

TEĞMEN HOFMİLLER- Ööz. Öz. Özür dilerim Lütfen bana yardım edin! Yalvarırım yardım edin, açıklayın bana!

ILONA- Delirdiniz mi siz? Bilmiyor muydunuz? Görmediniz mi?

TEĞMEN HOFMİLLER- Hay.. Hayır. Neyi görmedim mi? Hiçbir şey bilmiyorum ki!.. Bu eve ilk kez geliyorum.

ILONA- Yani Edith’in engelli olduğunu görmediniz mi? Onun zavallı bacaklarını fark etmediniz mi? O ancak tekerlekli sandalyesiyle dans eder.. Siz duyarsızca o

zavallıyı dansa kaldırmak istiyorsunuz. İnanılır gibi değil. Tanrım ne kadar korkunç! Hemen yanına gidip destek olmalıyım.

TEĞMEN- Bir dakika, bir dakika.. Olanlar için ne kadar üzgün olduğumu ona iletmelisiniz. Onu sadece masada otururken gördüm. Çok kısa bir andı. Tüm bunları bilemezdim. Lütfen bunu ona açıklayın.

Konukların söylenmeleri eşliğinde Teğmen kapıya doğru yönelirken uşak kendisine yol gösterir. (Işıklar alınırken Teğmenin kafasındaki gülüşmeler, sohbetler, alaya alınışı)

SAHNE 3 TEĞMENİN ODASI

(Teğmen odasında tıraş olmakta, dışardan Avusturya-Macaristan Ordu marşı ve askeri eğitim sesleri gelmektedir.

Tanrı Onları korusun, Tanrı Onları esirgesin

İmparatorumuzu, toprağımızı korusun. İmparator ve kralın mızraklı süvari alayıyız biz.

Emir eri Kusma Kapıya vurup, selam verdikten sonra)

KUSMA- Komutanım dün gece emriniz üzere çiçeği gönderdim. Bugün de bir mektup geldi.

TEĞMEN HOFMİLLER- ( Uzun dikdörtgen biçiminde mavi, parfüm kokan, arkası mühürlü zarfı hızlı şekilde açar)

EDİTH- (Ses) ‘’Hak etmediğimi güzellikteki çiçekler için size tüm kalbimle teşekkür ederim, saygıdeğer Teğmen. Gerçekten çok, ama çok mutlu oldum. Lütfen size uygun olan bir gün, öğleden sonra çaya gelin. Önceden bildirmenize hiç gerek yok. Ben- Ne yazık ki!-hep evdeyim. Edith v.K’’

TEĞMEN HOFMİLLER- Ne yazık ki.. Ben hep evdeyim.. (Kusma’ya seslenir) Kusma..

KUSMA- Emret komutanım..

TEĞMEN HOFMİLLER- Hemen kekesfalva’ların evine gidiyorsun ve öğleden sonra ziyarete geleceğimi söylüyorsun..

KUSMA- Emredersiniz komutanım..

(ışık alınırken Teğmen odadan dışarı çıkıp askeri selamlar ve askeri eğitime başladığı sesleri yükselirken ışık alınır.  Efekt devam eder.))

SAHNE 4 KEKESFALVA’LARIN EVİ

(zil çalar gelen Komutandır. Önde uşak, arkada Ilona komutanı karşılarlar. Yürüme bantı,  Gramafon ve satranç evin demirbaşları arasındadır.)

ILONA- Gelmeniz büyük incelik, saygıdeğer teğmenim ne iyi ettiniz! (Beraber Edith’e doğru giderler)

EDİTH- Hoş geldiniz.

TEĞMEN HOFMİLLER- Hoş bulduk. (Sessizlik)

ILONA- Teğmenim size ne ikram edebilirim çay mı, yoksa kahve mi? TEĞMEN HOFMİLLER- Hiç fark etmez siz ne alıyorsanız!

ILONA- Hayır, siz ne isterseniz, saygıdeğer teğmen! Resmiyete hiç gerek yok, Lütfen.

TEĞMEN HOFMİLLER- O zaman kahve rica edeyim. (sessizlik)

EDİTH- Buyurun, lütfen oturun saygıdeğer teğmen. Koltuğu çekip yanıma yaklaşın! Barış zamanı değil mi? Neden kılıcınızı çıkarmıyorsunuz?  Masaya ya da pencerenin pervazına, nereye isterseniz bırakabilirsiniz. (Teğmen söylenilenleri yapar) Gönderdiğiniz inanılmaz güzellikteki çiçekler için tekrar tekrar teşekkür etmek isterim. Gerçekten muhteşem çiçekler bunlar. Şu vazoda nasıl güzel göründüklerine bir bakın. Ve ayrıca.. ayrıca.. o saçma öfke kontrolsüzlüğümden dolayı sizden özür dilemeliyim. Nasıl böylesine çirkin davrandım. Bilemiyorum. Utançtan bütün gece uyuyamadım.

TEĞMEN HOFMİLLER- Ben de uyuyamadım. Beni affedebilecek misiniz?

EDİTH-Affetmek mi? Siz o kadar iyi niyetliydiniz ki. Üstelik nereden bilebilirdiniz?

TEĞMEN- Siz zaten dans ediyordunuz. Ben de size eşlik etmek istedim.

EDİTH-Düşüncelerimi okudunuz. İnanın bana o anda dans edebilmekten başka bir şey düşünmüyordum. Dans için deli olurum. Tüm düşlerim dansla ilgilidir. Başkalarının dansını bile saatlerce izler, her hareketi ruhumun derinliklerinde hissederim.

TEĞMEN-Dansın güzelliği bu olsa gerek.

EDİTH-Böyle zamanlarda başkaları değildir dans eden, dönen, eğilen, birleşen, sallanan, dansı yöneten, yönetilen hep ben olurum.

TEĞMEN- Bu gücü nereden buluyorsun?

EDİTH-Perdeyi açın görürsünüz. (Teğmen perdeyi açar) Bak bütün büyük dansçıların resimlerini biriktiriyorum. Saharet, Pavlova,Karsavina, hepsinin her rolde, her pozda resimleri var.)

TEĞMEN- Beni şaşırtmaya devam ediyorsunuz.

EDİTH-Hiçbir şey beni dans kadar heyecanlandıramaz. Her akşam tüm vücudumla, her hareketimle, tüm benliğimle yüzlerce insana sarılmak, havalara kaldırılmak, dönmek harika bir şey olmalı. Bu konuda ne kadar çılgın olduğumu size kanıtlayabilirim de.. (uşak içeri girer) Bunlar aramızda kalacak. Bundan kimseye söz etmeyin. (pastalar, çaylar servis edilir. Daha sonra Baba da yanlarına gelir.)

KEKESFALVA- Hoş geldiniz. Rahatsız olmayın sayın teğmen sizi evimizde her zaman görmek bizim için şereftir.

TEĞMEN HOFMİLLER- O şeref bana ait efendim.

KEKESFALVA- Yüksek rütbeli subaylardan birçoğu yakın dostumuz, Tümen komutanınız ve savaş Bakanlığı ile çalışmalarımız ve düzeyli ilişkilerimiz devam etmektedir. Eğer Viyana’ya giderseniz benimle iletişime geçerseniz, ya da ihtiyaç duyduğunuz bir şey olursa bize bildirirseniz, Ne zaman isterseniz yanınızda olmaya hazırız sevgili Teğmen.

TEĞMEN HOFMİLLER- Çok teşekkür ederim efendim.

KEKESFALVA-Süvari birliğindeki başarılarınızı heyecanla takip ediyoruz.

 

TEĞMEN- Savaşabilmek için varımızı yoğumuzu ortaya koyuyoruz. Afrika’nın uzak bir köşesinde bir savaş var deseniz binlerce hatta on binlerce kişi sorgusuz, sualsiz, ne olduğunu bilmeden, belki de sadece kendilerinden ve mutsuz yaşantılarında kaçmak için askerliğe gönüllü olacaktır.

KEKESFALVA- Bilirim savaş alanında en cesur olarak bilinenler sivil hayatlarında hayli şüphe götüren görüntü verirler.

TEĞMEN- Daha sonraki savaşlarda işi aletler yapacak ve insanlarda makine konumuna düşeceklerdir. Askerlik görevi her yerde, her zaman boş, sıkıcı bir tekdüzelik anlamına gelir. Her şey, her dakika değişmeyen kurallara göre düzenlenmiştir. (Uşak Edith’in kulağına bir şey fısıldar.) İsterseniz ben ayrılabilirim.

EDİTH- (sert) Oturun lütfen. Önemli bir şey değil. Beklesin! Yoo hayır, hiç değilse bugün için beni rahat bıraksın. Gitsin ona ihtiyacım yok!

KEKESFALVA- Ama Edith..

EDİTH- Özür dilerim! Josef böyle aniden içeri gireceğine biraz bekleyebilirdi. Her gün aynı işkence, bana kültür fizik yaptıran fizyoterapistim gelmiş. Tamamen saçmalık bu.. Bir, iki, bir, iki, aşağı, yukarı, yukarı, aşağı, aşağı, yukarı. Bununla iyileşeceğimi sanıyorlar. Gereksiz, sıkıntıdan başka bir şey değil. Tüm öteki tedaviler gibi anlamsız. Boş. (Bu sahnede istenirse, Fizik tedavi, yürüme ve gerinme ekzersizleri için aletler konulabilir.)

KEKESFALVA- Ama yavrum… sanıyor musun ki Doktor Condor..

EDİTH- Peki gidiyorum. Hiç ama hiç anlamı olmamasına rağmen gidiyorum. Teğmenim beni bağışlarsınız değil mi? Umarım bizi kısa bir süre içinde tekrar ziyarete gelirsiniz. (homurdanarak çıkarken baba ve komutan onu seyreder. Uşak, hizmetçiler ve Ilona destek olurlar)

KEKESFALVA- Lütfen kızımı ayıplamayın sayın Teğmenim. Davranışları biraz kabaydı ama…Yıllardır çektiği acıyı, ıstırabı bilemezsiniz. Çok çektirdiler ona! Durmadan yeni bir kür, yeni bir tedavi, ama ilerleme o kadar yavaş, iyileşme o kadar az ki…

TEĞMEN-Haklısınız efendim. Yaşadığı travmanın etkisiyle sabırsızlanması normal.

KEKESFALVA-Sabırsızlanmasını anlayışla karşılıyorum.

TEĞMEN- Biz yaşamadığımız için siz yaşayanları anlamakta zorluk çekiyoruz. Yardım etmek istediğimiz zaman bile nasıl edeceğimizi bilemiyoruz. Ne yapabiliriz?

KEKESFALVA-Ne yapabiliriz? Her yolu denemeliyiz. Buna zorunluyuz. TEĞMEN- Çocukluğunda da çok hareketliydi sanırım.

KEKESFALVA-Onun eskiden nasıl canlı bir çocuk olduğunu bir bilseniz! Bütün gün merdivenlerden inerçıkar, odalarda, salonlarda koşuşurdu. Onun bu canlılığından, hareketliliğinden korkardık.

TEĞMEN-Annesi ile beraber yetişemiyordunuz.. KEKESFALVA-(susar.Yutkunur)Rahmetli Karım.. TEĞMEN- Afedersiniz. Başınız sağolsun.

KEKESFALVA-Rahmetli karımla ben onun cesaretinden, ataklığından, soğukkanlılığından, kabına sığmaz halinden endişe duyardık. Düşünebiliyor musunuz? Daha on bir yaşındayken küçük midillisinin sırtında çayırlarda dört nala dolaşır, kimse ona yetişemezdi. Kollarını açıp uçacakmış gibi gelirdi bize.

TEĞMEN-Eşiniz rahmetli olunca hem annesi, hem babası olmuşsunuz..

KEKESFALVA-Onun başına mı gelmeliydi bunlar? Tam da onun gibinin başına.. Biz mi yaşamalıydık bunu?

TEĞMEN- Özür dilerim efendim! Böyle diyerek kızınızı ve kendinizi daha çok üzüyorsunuz. Unutmayın sizin durumunuzda milyonlarca aile var. Tanrıya şükürler olsun ki, sizin tedavi ettirebilecek gücünüz ve hizmetçileriniz var. Ya diğer aileler? Onlar nasıl mutlu olacaklar?

KEKESFALVA- Dünya’yı mutlu ediyorum. Çocukları mutlu ediyorum. Kendi çocuğumu edemiyorum. Uşaklar, hizmetçiler, arabalar yetmiyor. Geceleri uykum kaçıyor. Ben ölürsem Bu çocuk ne olacak?

TEĞMEN- Bu sorun tüm engelli ailelerinin sorunu efendim. Biz öldükten sonra bu çocuklar ne olacak? Edith mütevazi bir insan küçük mutluluklar ona yetiyor.

KEKESFALVA- Haklısınız. Çiçekleriniz geldiği zaman sevincini, mutluluğunu görmeliydiniz. Sizi kırmış olmaktan öylesine korkuyordu ki. Onun nedenli duygusal biri olduğunu bilemezsiniz.

TEĞMEN-Biliyorum efendim. Her şeyi bizden çok daha yoğun yaşıyorlar. Bizden hızlı algılıyorlar ve hissediyorlar.

KEKESFALVA-Eksik olmayın teğmen. Kontrolünü kaybettiği zaman çok üzülüyor. Nasıl kontrolünü kaybetmesin. İyileşme süreci böylesine yavaş ilerleyen bir çocuktan nasıl sabırlı olması beklenebilir ki? Hiç ama hiç bir şey yapmadığı halde Tanrı’nın darbesini yemiş bir çocuk. Tamamen günahsızken.

TEĞMEN- Yormayın kendinizi efendim. Bu bir sınavsa hepimiz o sınavı vereceğiz. Sokaklardaki  insanlardan en tepelerdeki insanlara kadar.

KEKESFALVA-Beni lütfen bağışlayın saygıdeğer teğmen. Sorunlarımızla size de sıkıntı verdim. Ama.. Birden kendimi tutamadım. Nedense size bir açıklama ihtiyacı duydum. Onun hakkında kötü düşüncelere kapılmanızı istemem. (Teğmen babanın ellerini avuçları içine alarak sıkar. Baba ses tonunu değiştirerek Fabrikatör edasıyla)

Teğmen kahverengi atınızın iyi durumda olmadığını biliyorum. Size yakışan benim at çiftliğimden üç yaşında bir yarış atı seçmenizdir. İsterseniz size ödünç de verebilirim. (Edith, Ilona, hizmetçi ve uşaklar içeri girerler ellerinde mum ve pastalarla)

EDITH- İyi ki doğdun Teğmen. İyi ki doğdun Teğmen.

TEĞMEN HODMİLLER- (Şaşkın) nasıl, nerden biliyorsunuz? Çok teşekkür ederim. (kendisine doğum günü hediyeleri sunulur.) Bu hediyeleri bir şarla kabul ederim. Bu sefer hep birlikte dans edeceğiz. Hazır mıyız?

EDİTH VE YANINDAKİLER- Hazırız!

TEĞMEN- Öyleyse dans başlasın. (Hep birlikte Doğum günü müziği eşliğinde dans, müzik. Edith tekerlekli sandalye ile dans edip ortada dönerken Ilona ona eşlik eder. ışık)

SAHNE 5 GARNİZON CAFE

(yağmurlu bir gün. Teğmen epeydir uğramadığı cafeye sığınmak zorunda kalır. Üsteğmen Jozsi, Asteğmen Ferencz, Bölük Doktoru Goldbaum iskambil oynarken, krupiyer Eugen oyunların fişlerini saymaktadır. Garnizondan Avusturya ordu marşı, İmparator ve kralın süvari alayıyız biz sesleri gelmektedir.)

FERENCZ- (Asteğmendir.) Merhaba Toni, Küçük kulübemizde böyle bir değeri görmek ne büyük mutluluk.

GOLDBAUM- (Bölük Doktoru) Merhaba. Hoş geldin. Özledik seni.. JOZSİ- (Üsteğmen) Merhaba. Hoş geldin.

TEĞMEN-Hoş bulduk. (garsona) bana bir siyah bira. (sandalye çekip yanlarına oturur.) Anlatın bakalım, ne var, ne yok?

FERENCZ- Ne olacak, en yeni haber, zatı alilerinizin mütevazı yuvamızı ziyaret etme lütfunda bulunması.

GOLDBAUM- Ulu Mahadöh, toprakların tanrısı, son bir kez acıyı ve neşeyi tanımak için yeryüzüne döndü.

JOZSİ- Neredesin? Ne yapıyorsun? Şu anda nereden geliyorsun?

FERENCZ- Şuraya bak, bu berbat havada rugan botlar, üstelik de ne işçilik! Toni işini biliyor arkadaş, sağlam bir limana demirlediği belli. İşleri tıkırında.

Şatosunda beyimizin keyfine diyecek yok. Eczacı anlattı. Her akşam beş çeşit yemek çıkıyormuş. Ayrıca havyar, ıstakoz ve seçme purolar. Bizim aşçının iğrenç yemeklerine talim etmiyor ki beyimiz. Toni’yi gerçekten küçümsemişiz beyler, karda yürüyüp izini belli etmeyenlerdenmiş meğer.

STEİN HÜBEL-(At eğitmeni) Dikkat et. Biz cafede oynuyoruz. Sen gerçek hayatta kumar oynuyorsun. Kekesfalva’nın Zamanında senet kırma hikayeleriyle Uli Neuendorff’un (Kekesfalva’nın eşi) intiharına neden olmuş eski bir tefeci olduğunu unutma.

FERENCZ- Kendini satacaksan, pahalı satacaksın. (Gülüşmeler)

JOZSİ- Yalnız arkadaşlıktan pek anlıyor sayılmaz. Ah sevgili Toni, senin ihtiyara ‘’Hey babalık girdikleri ortama uymayı becerebilen, çok iyi, efendi, şık arkadaşlarım var, onları da bir kez davet etsek nasıl olur?’’ diyecek yerde sen, onlar bira, salatalık turşusu ve her zaman ne yiyorlarsa onu yesinler, bana ne diye düşünüyorsun herhalde. Ne mükemmel bir dostluk anlayışı değil mi? Sırf kendini düşün sen, Başkalarından sana ne? Her neyse, yanında hiç olmazsa kalın bir upman purosu getirdin mi? O zaman bugünlük bağışlanmış sayılabilirsin.

STEİN HÜBEL-Bizler gibilerinin birine, bize dost olma onurunu vermeden önce iyice düşünmesi lazım. Adamın geçmişini, ne yaptığını, ne dolaplar çevirdiğini bilmemiz gerekir. Bizler temiz olmak ve temiz kalmak zorundayız.

TEĞMEN – Tabii bir upman.. Bağışlamanın bedeli bu kadar yüksek ha? (Sigara tabakasını çıkararak)

FERENCZ- Hey! Bu da ne? Yeni bir teçhizat.. Bana hakiki gibi görünüyor. Şuna bir dikkatlice baksana. Senin peder bu işlerle uğraşıyordu. Ne de olsa sen bizden daha iyi anlarsın.

GOLDBAUM- (İnceledikten sonra) Gerçek! Son derece ağır, saf altın. Üzerinde ayarı bile yazıyor.

JOZSİ- (tabakayı inceleyip, kendine ayna gibi tuttuktan sonra içindeki yazıyı görünce) Şuna bakın üzerinde bir şey yazıyor. Dinleyin. Dinleyin. ‘’Sevgili arkadaşımız Anton Hofmiller’e doğum günü armağanı Ilona ve Edith.

FERENCZ- Ne arkadaş seçimi ama kutlarım. Benim sana verebileceğim hediye olsa olsa tombak bir kibrit kutusu olabilirdi.

TEĞMEN- Bir el kağıt oynamaya var mısınız? (Gülümsemeler kahkahaya dönüşür.)

JOZSİ- Ne dediğini duydun mu beyefendi kağıt oynamak istiyor..

GOLDBAUM- İnsan mutlu olunca zamanı unutuyor. Komutanım bir daha sefere erken gel.

FERENCZ- Tekrar aramıza dönmene sevindik. (Veda hareketleri, gülüşmeler ve kadehler kaldırılıp ayrılırken)

SAHNE 6 GARNİZON CAFE ÖNÜ ILONA- TEĞMEN

TEĞMEN- ( Ilona’nın kendini takip ettiğini fark eder.) Affedersiniz.. (arkadaşlarına) Ilona, Ilona, Ilona bekle. Öncelikle sizi burada görmek ne kadar müthiş bir duygu Biraz oturmak, bir şeyler içmek ister misin?

ILONA- Hayır olmaz. Acelem var evden bekliyorlar.

TEĞMEN- O zaman beş dakika daha beklemek zorundalar. İsterseniz sizin için mektup da yazarım sizin için. Haydi ama lütfen benimle gelin ve bana öyle ters bakmayın.

ILONA- Hayır, gerçekten eve gitmem gerekiyor. Tabii bu arada neden bizi görmeye gelmediniz.

TEĞMEN- Bu akşamüstü mü? Bu akşamüstü? Ah evet, öylesine saçma bir şey oldu ki. Albay kendisine yeni bir at alıyordu ve hepimiz gidip onunla hayvanın hızını denemek zorunda kaldık.

ILONA- En azından şimdi gelip bizimle yemek yemez misiniz?

TEĞMEN-Maalesef gelmeyi çok isterdim. Ama bugün olmaz. Bölüğün bu akşam bir toplantısı var. Orada olmalıyım.

ILONA- Yarın bizi görmeye geliyorsunuz değil mi? TEĞMEN- Evet. Elbette (Ilona şoförü eşliğinde gider)

7.SAHNE KEKESFALVA’NIN TERASI

(Edith hastanede yatarken babası teras haline dönüştürmüş, asansörle çıkılan, Santral, kışla, Belediye binası ve garnizonu görebilen bir yerdir. Edith uyuya kalmış, 1.Sahnede olduğu gibi dans etmektedir rüyasında, bu sefer mutlu bir şekilde)

JOSEF-  Beyefendi Terasın muhteşem manzarasını gördüğünüzde şaşıracaksınız..

 

TEĞMEN- ( Terasa çıktığında kız uyuyakalmıştır. Onun uyanmasını beklerken seyreder. Uyanınca)

EDİTH- Neden beni uyandırmadınız. Uyurken insanları izlemek doğru değil. Herkes uyurken komik gözükür.

TEĞMEN-Uyanıkken aptalca görünmektense uyurken aptalca görünmek iyidir.

EDİTH- Neden dün bizi görmeye gelmediniz? Bizi bekletmek için özel bir sebebiniz olmalı. Aksi halde en azından bir telefon ederdiniz.

TEĞMEN- Akşam gelmeyi istedim ama albay yeni atını göstermek istedi.

EDİTH- Anladım. Yeni atın dokunaklı hikayesi nasıl bitti peki? Albay yeni atı almaya karar verdi mi? Vermedi mi? (Teğmen bir şey söyleyecekken) Bu kuyruklu hikayelerden daha fazla anlatmayın. Bir kelimesi bile doğru değil. Böyle bir saçmalığı kabullenmemi nasıl beklersiniz? Yeni bir at incelemediniz. Cafeye gittiniz. Şoförümü size ne olduğunu merak ettiğim için ben gönderdim. Hasta olduğunuzu düşündüm.

TEĞMEN- Başkası yapamıyor diye bir zevkten vazgeçmenin, başka biri mutsuz olduğu için bir mutluluğu kendime yasaklamanın bir anlamı olmadığını düşünüyorum.

EDİTH-Bana o kadar çok yalanlar söyleniyor ki, midem bulanıyor. ‘’Bugün ne kadar güzel gözüküyorsun. Ne kadar güzel yürüyorsun… Harika.. Çok çok daha iyisin. Sabahtan akşama kadar sürekli sahte iltifatlar, yalanlar dinliyorum.

TEĞMEN- Yalanlar? Güldüğümüz, budalaca şakalaştığımız her saniyede birilerinin yatağında kıvranıp öldüğünü, binlerce pencerenin gerisinde yoksulluğun kol gezdiğini, insanların açlıktan öldüğünü, hastanelerin, taş ocaklarının, kömür madenlerinin olduğunu, fabrikalarda, bürolarda, hapishanelerde sayısız insanın angarya olarak çalışmak zorunda kaldığını, başka birinin acı çektiğini hissetmenin o kişinin acısına faydası olmayacağını biliyorum.

EDİTH-Yalanlara karnım tok benim. Yeni yalanlar dinleyebilecek durumda değilim. Sabahtan akşama sürekli hep aynı sakinleştirici haplar. Gerçeği duymaya katlanabilirim. Geçenlerde yeni başlayan Bohemya’lı bir hizmetçimiz beni görünce, ‘’Aman tanrım, bu nasıl bir şanssızlık, ne kadar üzücü, böylesi zengin, ayrıcalıklı genç bir kadın ama aynı zamanda engelli!’’ diye feryat etti.

Ilona hemen işten atmak istedi. Karşı çıktım. Samimiydi. Sizlerin sefil

nezaketinizin bana yararı olduğunu düşünüyorsunuz. Sahte hassasiyetinizle beni mazur görmeniz gerektiğini düşünüyorsunuz.

TEĞMEN- Olduğunuz gibi görmeye çalışıyorum. Bir askerin davranışlarına çeki düzen veren nihai ölçüt, toplumca kabul görmüş genel ahlak kuralları değil askeri birliğin belirlediği özel ahlak kurallarıdır. Sizin görmek istemediğiniz de bu..

EDİTH- Gözlerim yok mu sanıyorsunuz? Bütün o konuşma ve kekelemelerde iyi, samimi birinin duyacağı aynı rahatsızlığı, aynı dehşeti duymuyor muyum sanıyorsunuz? Tekerlekli sandalyeme çıkarken ki sessizliği ya da anlamayayım diye hızlıca konuşmanızı hissetmiyorum mu sanıyorsunuz? Kapılar üstümüze kapandıktan sonra, bir ölü gibi bizi odaya kapayınca hepinizin nasıl nefes aldığınızı bilmiyorum mu sanıyorsunuz? Ben fedakarlık istemiyorum. Acımak zorundaymış gibi hissetmenizi istemiyorum. Acımayın bana!

TEĞMEN- Acımak iki yanı keskin bir bıçak gibidir. Kullanmayı bilmeyen, elini ve özellikle kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır. Ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğiniz zaman öldürücü bir zehir olabilir.

EDİTH-Bakın Teğmenim, dünya’da bir şeyi yarım söylemek ya da yarım bırakmak kadar kötü bir şey yoktur. Her kötülük bu yarım işlerden çıkar. İşte söylemek zorundaydım. Söyledim. Konuşmayalım bunları artık. Bana içecek bir şey verir misin? Neden titriyorsun? Babam haklı. Siz çok farklı.. Garip bir insansınız. ( Kekesfalva girer. Kızını alnından öper, şalını sırtına geçirir.)

KEKESFALVA- Kızım üşüyeceksin haydi aşağı inelim. Joseph yardımcı ol. Biz de birazdan saygıdeğer Teğmenle ineriz.

SAHNE 8 TERAS KEKESFALVA- TEĞMEN

KEKESFALVA- Eğer sizce de uygunsa sizle özel bir konuyu görüşmek istiyorum, saygıdeğer teğmen. Yani sizden bir ricam olacak.

TEĞMEN- Onur duyarım Herr von Kekesfalva, nasıl uygun görürseniz.

KEKESFALVA- Teğmenim sizden bana büyük bir iyilik yapmanızı rica edeceğim. Sizi yormaya hakkım olmadığını biliyorum. Üstelik sizi o kadar az tanıyoruz ki.. Tabii ricamı geri çevirebilirsiniz. Elbette reddedebilirsiniz. Belki fazla ileri gittiğimi, ölçüyü kaçırdığımı düşünebilirsiniz. Size her nedense ilk tanıştığımızdan itibaren bir yakınlık, bir güven duydum. Yardımsever, iyi kalpli bir insan olduğunuz öyle belli ki..

TEĞMEN- Eğer yaptığımla başka birinin yaşamını kolaylaştırabiliyorsam, hiç çekinmeden en ağır yüklerin altına bile girmeye değer.

KEKESFALVA-Gerçekten iyi bir insansınız. İnsana güven veren bir tarafınız var. Bazen sizin bana… Tanrı tarafından gönderildiğinize inanmak istiyorum. Açık yüreklilikle konuşabileceğim biri olarak gönderildiğinizi düşünüyorum. Aslında sizden istediğim çok fazla bir şey değil ama.. Affedersiniz. Öylesine konuşup duruyorum işte, henüz size beni dinleyip dinlemek isteyip istemediğinizi bile sormadım.

TEĞMEN- Elbette.. Zevkle..

KEKESFALVA- Çok teşekkür ederim. İnsan yaşlandıkça karşısındaki insanı daha iyi anlıyor, Neredeyse içini okuyor. İyi insanın ne demek olduğunu bilirim.

Özellikle sevgili karımdan dolayı. Tanrı ondan rahmetini esirgemesin. Onun sevgili kızımızın başına gelenleri görmeden ölmesi daha iyi oldu. Yoksa dayanamazdı. Her şey beş yıl önce başladı. Başlarda bunun bu kadar uzun süreceğini anlayamadık. Tüm öteki çocuklar gibi koşup oynayan, etrafta çılgınlar gibi neşeyle dönüp duran bir çocuğun böyle olabileceğini nasıl düşünebilirsiniz? Birden her şey bitti. Tamamen bitti.

TEĞMEN-Ne tuhaftır ki, milyonlarca insan rahatça yapabildikleri için, attıkları her adımın nasıl muhteşem bir şey olduğunun, bunun onlara Tanrı’nın en büyük lütfu olduğunun farkında bile olmadan yaşamlarını sürdürüp gidiyorlar.

KEKESFALVA- Ve ondan sonra doktorların elinde bir yaşam. Kalbi açıp tedavi edebiliyorlar, göz nakli yapabiliyorlar. Bizim ki gibi basit bir olayı mı çözemeyecekler diye düşünüyorsunuz. Benim çocuğuma mı yardımcı olamayacaklar diye düşünüyorsunuz. Bundan dolayı önceleri çok endişelenmedim. Yeterince mal varlığım vardı. Ama mal varlığımın her geçen gün işe yaramadığını görüyorum. Keşke mal varlığım, oteller, at çiftliğim,

fabrikalarım olmasaydı da kızım sağlıklı olsaydı. Keşke bu olay benim başıma gelseydi. Bacaklarım beni yeterince taşıdılar. Üstelik iyi bir insan da değilim.

TEĞMEN-Biz sizlerden duyduğumuz ve kitaplardan okuduğumuz hepsi gelip geçiyor. Sizlerse evinizde geçirdiğiniz her 24 saatte kendi yaşadıklarınız ve yüreğinizin uyandırdığı korku ve duygular kalıyor. Her hastalık kendi başına anarşik eylem, doğaya bir başkaldırış: Bundan dolayı elden gelen her şeyi yaptığınız da bir gerçek.

KEKESFALVA-Çok kötülüklerim olmuştur insanlara benim başıma gelseydi anlardım da.. Tanrının bu kadar saf ve genç bir insana, kızıma haksızlık ettiğini düşünüyorum. Capcanlı, hareketli bir çocuğun bacaklarının böyle ölmesini, hareketsiz kalmasını nasıl anlayabilirim? Kızım yürüyemiyor, koşamıyor, hareket edemiyor. Ve ben Herr Von Kekesfalva öylesine çaresizim ki.. Elimden hiçbir şey gelmiyor. İşte bunu kabullenemiyorum.

TEĞMEN-Her şey olası, en olanaksız görülen bile. İyileşmeyecek hastanın doktoru olmaz.

KEKESFALVA-Tabii ki tüm doktorlara danıştım. Nerede uzman adı duyduysak oralara gittik. Gerekirse getirttik. Ama her şey aynı kaldı hiçbir şey değişmedi. Şimdi biraz daha iyi haksızlık etmeyelim. Kollarını kullanabiliyor. Çok, çok daha iyi. Hiçbir doktor tam olarak yardımcı olamadı. Parasını alan gitti. İyileşmesinde kesin bir iyileşme sağlayamadı. Hepsi omuzlarını silkip, sözleşmiş gibi tek şey söylüyorlar. Sabır, sabır, sabır.. Yalnızca biri, bir teki inatla tedaviyi sürdürüyor; Doktor Condor.. Adını duymuş muydunuz? Sonuçta siz de Viyana’dansınız.

TEĞMEN- Hayır tanımıyorum.

KEKESFALVA- Elbette nerden tanıyacaksınız? Profesör ya da doçen de değil zaten. Pek müşterisi olduğunu sanmıyorum. Müşteri peşinde koşan biri de değil.. Belki iyi bir doktor da değil. Ama iyi bir insan. Umudunu yitirmeden uğraşan yalnızca o. Hastalıktan daha güçlü olma, hastalığı yenme arzu ve iradesi var. Bir gün görme duyusunu kaybetmekte olan hastasına, onu iyileştirip görmesini sağlayabileceğini söylemiş. Daha sonra başarısız olup da kadın gözlerini tamamen kaybedince, kendini suçlayarak kendinden yedi yaş büyük çirkin ve kör kadınla evlenmiş. Bu olay onun nasıl bir insan olduğunu açıklıyor değil mi?

TEĞMEN-Beni kederlendiren, üzen şey, gözümde canlandırdıklarım hayali acılar. Sizinki ise gözle görülüp gönülle hissedilen acılar.

KEKESFALVA-Çocuğumla kendi çocuğu gibi ilgilenen biri. Bu yüzden vasiyetimde ona da yer verdim. Tanrı onu korusun. Yardımcısı olsun. Bakın Teğmenim, sizden özel bir ricam olacak. Bana olan sevgisinden gerçeği, tüm gerçeği söylemediğinden korkuyorum. Her zaman Edith ‘de gelişme olduğunu, iyiye gittiğini, bir gün tamamen iyileşeceğini söylüyor. Zamanını sorunca da kaçamak cevaplar veriyor. Sabur, sabır, sabır diyor.

TEĞMEN- Haklısınız. Sabır, sabır diyorlar! Ama nereye kadar ve ne kadar sabredeceğinizi bilmek istiyorsunuz.

KEKESFALVA- Ben yaşlı ve hasta bir adamım. Onun tamamen iyileştiğini görüp görmeyeceğimi merak ediyorum. Evet yarın Doktor Viyana’dan geliyor. 3 haftada bir düzenli olarak gelir. Düşündüm de, siz tanımadığı biri olarak ona sorsanız.. İyileşip iyileşmeyeceğini.. İyileşirse ne zaman iyileşeceğini.. Sanırım sizi kandırmaya çalışmayacak gerçeği söyleyecektir. Ne dersiniz? Benim için bunu yapar mısınız?

TEĞMEN- İnsan bedeninde çok net bir acı hisseder de tam yerini gösteremez ya onun gibi! Elbette. Elbette

KEKESFALVA- Biliyordum. Yavruma karşı o kadar iyi davranmanızdan anlamıştım.. İşte beni anlayan bir insan, beni anlayan iyi bir insan. Bu fedakarlığınız aramızda kalacak. Yalnızca ben bileceğim.

TEĞMEN- Bunu niçin büyütüyorsunuz, Herr Von Kekesfalva? Bu gerçekten çok basit bir iş. Daha önce de sorumluluklarım olmuştu. Benden rütbeli bir komutanın emrini yerine getirmek, süvari birliğini yönetmek, birliğin naklini organize etmek, at satın almak, bölükteki kavgaları çözümlemek gibi. Kaldı ki bunlar yazılı ve basılı kurallara göre yapılır. Sizin ricanız ise bu yazılı kurallar ve askerliğimle değil, benim bile tanımadığım kişiliğimin özüne hitap ediyor. Ben de güçlerimi ve sınırlarımı keşfetmiş olacağım. Sizin gibi dostları olan birinin böyle bir yardımı benden istemesi, benim için mutluluk verici askeri kariyerim boyunca arkadaşlarımdan aldığım herhangi bir övgüden daha tatminkar ve basit bir iş.

KEKESFALVA- Hayır basit değil. Sizden istediğim çok büyük fedekarlık. Eğer ben de sizin için bir şey yapabilirsem.. Size minnettarlığımı bir şekilde.. Belki..

Günümüzde insanın güvenebileceği, arkasını yaslayabileceği birinin olmasında yarar var. Herkesin ama herkesin birine ihtiyacı olacağı zamanlar gelebilir. Yarın öğleden sonra bekliyorum.

SAHNE 9 KEKESFALVA EV EKİBİ TEĞMEN VE DOKTOR CONDOR

(Baba ve komutan salonda beklemektedir. Condor kızı muayene ettikten sonra yanlarına gelir)

CONDOR- (Kelebek gözlüğü ve purosu ile bütünleşmiş haldedir.) Evet dostum, ateş üzerinde oturuyormuş gibi bir haliniz var. Muayene sonucunu öğrenmekte acele ettiğiniz o kadar belli ki içtiğim puroyu ikram ettiğinize pişman olduğunuz anlaşılıyor. Beni çok iyi tanıyorsunuz. İşle aşı birbirine karıştırmaktan hiç hoşlanmadığımı bilirsiniz. (elinde purosunu üfleyerek) Evet dostum. Artık başlayabiliriz. Her şey çok iyi gidiyor. Yürüme egzersizleri, kültürfizik hareketleri, hepsi yolunda. Belki bir arpa boyu da olsa onu son görüşüme göre ilerlemiş olduğumuzu söyleyebilirim. Her şey yolunda memnun olabiliriz. Yalnız.. (Komutan, baba bakışırlar) Yalnızca genel davranışları açısından, yani psikolojik olarak demek istiyorum.. Lütfen hemen heyecanlanıp korkuya kapılmayın sevgili dostum, tavırlarında belirgin bir farklılık gördüm.

KEKESFALVA- Farklılık mı? Ne farklılığı? (Kekeleyerek) Ne demek istiyorsunuz? Nasıl bir değişiklik bu?

CONDOR- Kısaca farklılık farklılıktır, o kadar.. Kötüleşmiş filan demedim sevgili dostum. Goethe’nin de dediği gibi, ne iyi, ne kötü. Henüz ben de ne olduğunu anlamadım.. Farklı olan bir şeyler var.

KEKESFALVA- Ne  yolunda olmayan, farklı olan ne?

CONDOR- Bir bilebilseydim! Lütfen endişelenmeyin. Tamamen akademik ve net olmaya çalışıyorum. Saptadığım bu değişiklik hastalığın seyrinde değil, tamamen hastanın kendisinde, psikolojisinde. Ne olduğunu bilemiyorum ama bugün onda bir değişiklik var. İlk kez kontrolümden çıkmış, benden uzaklaşmış gibi bir hali vardı. Bence doğrudan konuya girip, dürüst olmakta yarar var.

Birbirimizden çekinecek bir şey yok. Kartları açık oynayabiliriz. Evet sevgili dostum, şimdi bana açık ve net olarak söyleyin lütfen… Her zamanki

sabırsızlığınıza kapılıp başka bir doktor mu çağırdınız? Burada olmadığım sırada başka biri Edith’i muayene edip farklı bir tedavi uyguladı mı?

KEKESFALVA- Ne diyorsunuz Allah aşkına? Çocuğumun üzerine yemin ederim ki..

CONDOR- Tamam, tamam.. Lütfen yemin etmeyin. Gerek yok buna. Yanıldım. Yanlış teşhis. Yanlış tahmin. profesörlerin ve saray doktorlarının da başına gelebilir. Ben de yemin edebilirim ki… o halde başka bir şey oldu. Ama garip, çok garip..

KEKESFALVA- Peki ama kızıma ne oldu? Ondaki değişiklik ne? Sizce.. Siz ne dersiniz?

CONDOR- Sevgili dostum konuyu daha da güçleştirmeyin lütfen. Endişelenecek bir şey yok. Eğer ciddi bir sorun olsaydı, bir yabancının yanında Teğmenim, kusura bakmayın böyle koltuğa yayılıp rahat rahat sizin güzel konyağınızı içmezdim. İnanın Bu arada konyağınız gerçekten enfes. Bugün Edith’le aramızdaki iletişimin, bir şeylerin yolunda gitmediğini gördüm… Aramızda bir kopukluk vardı. Hastayla, doktoru arasında uzun bir tedaviden sonra, belirli bir yakınlık, ilişki oluşur. Kim bilir buna ilişki demek yanlış, çünkü ilişki daha çok bedensel bir anlam taşır.

KEKESFALVA- (Teğmenle bakışırlar) Sayın Doktor, heyecanlandırıyorsunuz bizi..

CONDOR- Ancak bu bambaşka, güvenin güvensizlikle harmanlandığı, istek ve nefretin, çekicilikle, iticiliğin birbiriyle çatıştığı, tabii zaman zaman birinden birinin ağır bastığı garip bir ilişki. Hastanızla olan ilişki yazı makinenizden birkaç gün ayrı kalmanız durumunda ortaya çıkan duruma benzer. Geri dönüp makinenin başına geçtiğinizde bir şeylerin ters gittiğini fark eder ancak ne olduğunu tam anlayamazsınız. İyi çalışmaktadır ama açıklayamayacağınız bir şey size onu başka birinin kullanmış olduğunu sezdirmektedir.

TEĞMEN- Açıklamak yine size düşecek sanıyorum..

CONDOR-Ya da siz teğmen atınıza iki gün başka biri binse, bunu atın koşmasından, duruşundan, davranışlarından kesinlikle fark edebilirsiniz. Bunların çok kaba benzetmeler olduğunun farkındayım. İnanın bana, Edith’i son ziyaretimden beri neyin değiştiğini açıklamakta zorluk çekiyorum.

KEKESFALVA- Peki bu değişiklik nasıl belli oluyor?

 

CONDOR-Bir takım duygusal tepkiler ve ayrıntılar. Ona bazı kültürfizik hareketleri yaptırmak istediğimde, Karşı koymak istediğini hissettim. Bütün bunların gereksiz olduğunu, eskiye göre bir fark olmadığını söyledi. Daha önceleri muayenenin sonucunu heyecanla beklerdi. Bunların faydası olmadığını, bunlarla bir yerlere varılamayacağını söyledi. Şimdiye kadar bana hiç böyle davranmamıştı.

KEKESFALVA- Ama gerçekten.. durumunda.. kötüye giden bir şey yok değil mi?

CONDOR- Size kaç kere yemin etmem gerekiyor sevgili dostum. Ancak bu tür karşı koyma aynı zamanda yaşama arzusunun, iyileşme isteğinin de göstergesidir. Bir organizma ne kadar normal ve güçlü çalışmaya başlarsa o kadar büyük şiddetle hastalıklardan kurtulmak isteyecektir. Biz sakin, uysal hastalardan çok hoşlanmayız. Onlar doktoruna en az yardımcı olanlardır. Kim bilir, belki de yeni bir tedavi kürüne başlamak için bu direncin faydası olur.

Bilmem beni anlıyor musunuz?

TEĞMEN- Elbette. Her şey benim için son derece açık ve anlaşılır.

 

KEKESFALVA- Baba olarak tüm dikkatim, korkularım, düşüncelerim.. Kızım iyileşecek mi? Bu kısa sürecek mi? İyileşecekse Ne zaman? Nasıl bir tedavi?, Hangi yeni tedavi? Ne tür yeni bir tedavi uygulamayı düşünüyorsunuz? (Heyecanlandığı zamanlar kekeleyerek konuşur.)

CONDOR- Sevgili dostum, lütfen nasıl bir tedavi uygulayacağımı ve ne zaman uygulayacağımı bana bırakın! Beni sürekli sıkıştırıp yeni bir şeyler denemeye zorlamayın lütfen. İnanın bana hastanızın durumu hoşuma girmese de, biz doktorlar böyle deriz. Elimde sihirli değnek yok ki.. Hastanızın durumu benim için en önemli sorundur ve öyle de kalacaktır. Bunu yenmeyi başaracağız. Size izlenimlerimi anlattım. Daha fazlası gevezelik olacak. Edith önümüzdeki günlerde daha isyankar olabilir. Yalnız sizden bir ricam olacak: Lütfen hastanın karşısında böyle endişeli, üzgün dolaşmayın. Ayrıca kendinize ve sinirlerinize hakim olun. Çok uykusuz görünüyorsunuz. En iyisi bu akşam erkenden birkaç damla baldıran alıp yatağa girin ki sabaha dinlenmiş, formda olarak başlayabilin. Bugünlük muayene saati bitmiştir.

KEKESFALVA- Gerçekten… Gerçekten artık gitmek mi istiyorsunuz?

CONDOR- Evet dostum. Bugünlük bu kadar! Bu akşam bir hasta ziyaretim daha var, ona da uğrayacağım. Tabii saygıdeğer teğmeni sizden ayırmak istemem.

Onunla sohbet etmeye devam etmekte ısrar ederseniz yine de siz bilirsiniz.

TEĞMEN- Hayır. Sabah erkenden görevim başında olacağım. Bu nedenle ben de erken ayrılacağım. Sizce bir sakıncası yoksa beraber yürüyebiliriz.

KEKESFALVA- Lütfen siz biraz daha kalıp, sohbetinize devam edin. Ben hemen yatmaya çekiliyorum. (Odasına gider)

SAHNE 10

KEKESFALVA EVİ- DOKTOR – KOMUTAN

CONDOR- Zavallı Kekesfalva, ona karşı çok sert davrandığım için kendime kızıyorum. Beni daha saatlerce alıkoyup yüzlerce soruyu, hayır belki de aynı soruyu yüzlerce defa sormak istediğini çok iyi biliyorum. Ama daha fazla dayanacak gücüm yoktu. Çok zor bir gün geçirdim. Sabahtan akşama hastalar, üstelik genellikle ilerleme gösteremeyecek türden… Asıl zor olan hastalar değil, onların yakınları. Hastaları sakinleştirecek, uyku ilaçlarımız, ağrıkesici tabletlerimiz yanında yalanlarımız ve özel rahatlatma yöntemlerimiz vardır.

TEĞMEN-O aileler ki, aile hayatı olmayan, sosyal hayatı olmayan, iş hayatı olmayan aileler..

CONDOR-Onları hiç ilgilendirmediği halde hastayla doktoru arasına girip, sürekli gerçeği öğrenmeye çalışan hasta yakınları.. Bizim yaşamımızı zorlaştıran onlardır. Tek hasta kendi hastalarıymış, sadece onunla ilgilenmemiz gerekirmiş gibi davranırlar. Aslında Kekesfalva’nın sorusunu anlayışla karşılıyorum. Ama sürekli sabırsızlık, karşısındakinin de sabrını tüketiyor. Sürekli beni arayıp, umut vermem için sıkıştırıyor. Bu stresin onun için ne kadar zararlı olduğunu biliyor, endişeleniyorum. Durumun ne kadar tehlikeli olduğunu bilmemesi gerçekten büyük şans!

TEĞMEN- Özür dilerim saygıdeğer doktor, huzursuzluğumu lütfen bağışlayın.. Edith’in durumunun bu kadar ümitsiz olduğunu bilmiyordum.

CONDOR- Edith’mi? Edith de nereden çıktı? Onun hakkında tek bir sözcük bile ettiğimi hatırlamıyorum. Beni tamamen yanlış anladınız.. Edith’in durumu halen durağan, maalesef hiçbir değişim yok! Beni asıl endişelendiren Kekesfalva, onun

durumundan çok korkuyorum. Son aylarda nasıl değiştiğini, nasıl çöktüğünü fark etmediniz mi?

TEĞMEN- Bu konuda kesin bir yargıya varmam olanaksız.. Herr Von Kekesfalva ile tanışma onuruna erişeli birkaç hafta oldu..

CONDOR- Doğru. Özür dilerim. Bu durumda fark etmeniz olanaksız tabii. Geçmişi güçlü ve enerjik erkeklerin kendilerini bırakmaları endişe verici bir durumdur. Sert insanların birden yumuşaması iyiye işaret değildir. Hoşgörülü bir duruma dönüşmeleri de tehlikelidir. Ama o onun farkında değil. Ben ölürsem kızım ne yapacak kaygısını taşıyor.. Giderek artan sabırsızlığı onu uçuruma sürüklüyor. Korkarım yaşlı adam çok dayanamayacak.

TEĞMEN- Korkunç bir şey bu.. Korkunç bir şey olur bu! Böylesine iyi, böylesine hoşgörülü, cömert bir insan.. Şimdiye kadar tanıdığım ilk gerçek Macar asilzadesi..

CONDOR- (Derin nefes alıp, gözlüğünün altından bakarak) Ciddi misiniz?

TEĞMEN- Bu benim görüşüm tabii Her durumda kibar ve alçakgönüllü tanıdım onu.. Ben böylesine iyi, hoşgörülü bir insana rastlamadım. Ben.. Ben..

CONDOR- Bir kasabada, üstelik de dedikodudan geçilmeyen bir kasabada yaşıyorsunuz. Arkadaşlarınızdan onun asaleti hakkında bir şeyler anlatıldığını duymadınız mı?

TEĞMEN- Hayır!

CONDOR- İlginç! Bana sizden bahsettiğinde kişiliğinizi abarttığını düşünmüştüm. Sizi anlatırken heyecanından, coşkusundan kuşku duymuştum. Dans konusundaki hatanızdan dolayı oraya tekrar gittiğinize, yalnızca hastaya duyduğunuz ilgi ve sempatiden ziyaretleri sürdürdüğünüze inanamamıştım. Bu eve gelmenizin gerçek nedenini ortaya çıkarmaya karar vermiştim. Bugün benim hatalı teşhis günüm olsa gerek. Beni affedin.

TEĞMEN-Yanlış anlaşıldığım için ben özür dilerim.

KEKESFALVA- Kekesfalva’yı asilzade olarak değerlendirmek çok komik. Eskiden Herr Von Kekesfalva ismi bile yoktu. Bir asilzade, bir Macar soylusu yoktu.

Yalnızca Macaristan-Slovakya sınırında, küçük bir köyde oturan, köydekilerin

çoğunlukla Laemmel Kanitz diye çağırdıkları, gerçek adı ise Leopold Kanitz olan küçük bir Yahudi çocuğu vardı.  Evet.. Kanitz, Leopold Kanitz, Gerçek adı bu..

Ancak bu isim bir bakanın isteğiyle değiştirilip, bir de asalet Unvanı ile süslenmiş.. Eskiden meyhanede içki içenlerin atlarına bakan, kendine patates vermeleri için pazardan patates alan kadınların çuvalını taşıyan genç çocuk..

TEĞMEN-Gittikçe ortak yönlerimiz çoğalmaya başladı Kekesfalva ile. Ben de askerliğe çok hevesli olduğum için değil, fakir soframıza toplanmış iki kız ve sürekli aç 4 erkek çocuğu ve eğitimleri dikkate alarak olabildiğince çabuk meslek sahibi olabilmem için gönderildiğim yerdi.

CONDOR- Daha bitmedi. Daha sonraları Eksper, komisyonculuk, subaylarla iyi ilişkiler.. Yıldan yıla çevresi de, bilgisi de, etkisi de artmış. Büyük bir miras düşen hanımefendiden tüm mirasını çok ucuza kapatarak satın almış, daha sonra da bu hanımefendi ile evlenmiştir. Yıllar öne masum bir insanı kandırarak elinden yerini, yurdunu alan bu yaşlı adam hasta ve çökmüş biri. Çocuğunun tedavisi konusunda da tüm umutlarını bana bağlamış durumda.

TEĞMEN-Sıradan insanların ne istediği ya da istemediği konusunun herhangi bir şey için dikkate alındığını sanmak doğrumu dur?

CONDOR-Çocuğunun iyi olması içinse son kuruşuna kadar harcamaya hazır. İlk yaşam sınavını verdiğinde kızı 9 yaşındaydı. Ambulansla karısı hastaneye getirildiğinde midesinde timörün ameliyat edilmesi için çok geçti. Kekesfalva’yı o gün tanıdım. Elimizden geleni yapmadığımızı düşünüyor, kayıtsızlığımızdan, tembelliğimizden şikayet ediyor, bilgisiz ve yeteneksizlikle suçluyor, onu iyi edecek doktora yüz bin kron vereceğini vaat ediyordu. Karısı ameliyat masasında kalınca da tüm doktorların katil olduğunu bağırırken, gözlerinde beliren o çılgın ve vahşi bakışı ömrümce unutamam. Büyük bir dönüm noktası oldu. Onun için çocukluğundan beri hizmet ettiği Tanrı ölmüştü.

TEĞMEN-Kişinin acının pençesinde nasıl kıvrandığını yaptığı saçmalıklar sanırım en güzel şekilde belirtir.

CONDOR-Her şeyini kızına adadı. Kızı kaza geçirince de ikinci yaşam sınavını verdi. Çocuğunun, hem de onun çocuğunun nasıl böyle bir felaketle karşılaştığını, engelli kalmaya mahkum olduğunu anlayamıyor, bunu kabullenemiyordu. Gerçi bugün de kabullenemiyor ama.. Yıllarca Üniversite

kütüphanelerinde tıbbi araştırmalar yapıp bir şeyler bulmaya çalıştı. Hem sinagoga, hem de piskoposa bağışlar yapacağını söylüyor, hangi Tanrı’ya sığınacağını bilmiyordu.

TEĞMEN- Dili tutularak sizi dinliyorum saygıdeğer doktor. Kendi aptallık ve ilgisizliğimin dehşetini yaşıyorum. Yaşamımın yirmi beş yılını çevremle ilgisiz, kör gözlerle dolaşarak geçirdiğimi anlıyorum. Her gün konuk olduğum bu evde, kendi acıma duygumun seline kapılmış bir haldeydim.

CONDOR- Tek gerçek acıma duygusu: Duygusal olmayan, ama yaratıcı olan, ne istediğini bilen, sabırla, gücü yettiğince, hatta gücünün bile ötesinde katlanmaya ve dayanmaya hazır olmaktır. İnsan sonuna kadar dayanabildiği, sonuna kadar sabredebildiği zaman karşısındakine yardımcı olabilir. Yalnızca kendini feda ettiği zaman.

TEĞMEN-Kim kendini feda edebilir ki? Bu ancak annedir, babadır. Akrabalar mı?

CONDOR- Ne yazık ki bu durumlarda akrabalardan da yeterli desteği göremiyorlar. Belki de ilk terk edenler onlar oluyor. Biliyor musunuz engelli çocuğu olan ailelerin bazıları Tanrıya ‘’ Çocuklarını kendilerinden önce alması için yalvarırlar’’ (Teğmen şaşkın) Bütün bunları bilemezdiniz. Siz çok farklı, kapalı bir çevrede yetişmiş bir insansınız. İnsanlara ve olaylara başlangıçta iyimserlikle yaklaşmayı engelleyen eleştirici, kuşkulu bakışların henüz kişiliğinizin bir parçası olmaması büyük bir şans. Böyle olmasa bu yaşlı adama ve zavallı hasta çocuğa böylesine bir yakınlık göstermez, yardımcı olamazdınız.

TEĞMEN- Sizden özür dileyerek aklıma takılan bir şeyi sormak istiyorum. Ben bu konuda cahilin tekiyim. Sizden bilgi almak istememi sanırım anlayışla karşılarsınız. Sizce Edith’in rahatsızlığı geçebilecek bir rahatsızlık mı? Yoksa ebediyen kalıcı mı?

CONDOR- Bu soruya hazırlıklı olmalıydım. Sonuç hep aynı. İyileşir mi? İyileşmez mi? Siyah mı? Beyaz mı? Keşke bu kadar kolay olsaydı. Sağlıklı ve hasta terimleri aklı başında vicdanlı bir doktorun asla kullanmaması gereken terimler. Sağlığın nerede bitip, hastalığın nerede başladığını bilmek o kadar zor ki.. Nietzsche ‘’iyileşmeyecek hastanın doktoru olmaz’’ demiş. Ben aksini düşünüyorum. Asıl iyileşmeyecek hastanın doktoru olmak gerekir. Benim için iyileşmeyecek hasta yoktur, ağzımdan asla iyileşmez terimini duyamazsınız. Üniversiteye devam

ettiğim yıllarda bizlere özellikle frengi hastalığının sonradan çaresi bulundu. Tabii Nietzsche, Schumann, Schubert ve adını saymadığım sayısız kurban iyileşmeyen hastalık nedeniyle ölmediler; O dönemde henüz iyileştirilemez olan bir hastalık yüzünden öldüler. Biz doktorlar her gün yeni, mucize sayılacak, dün olanaksız olan çözümlerle karşılaşıyoruz.

TEĞMEN- Öyleyse iyileşebileceğini düşünüyorsunuz.. Yani hastalık tedaviye cevap verdi. Belirli bir iyileşme sağladınız değil mi?

CONDOR- İyileşme sağladığımı nereden çıkardınız? İlerleme kaydettiğim filan yok! Elle tutulur, gözle görülür bir tek sonuç bile almış değilim. Tek yaptığım kırık çıkıkçı gibi ne sonuç getireceğini bilmeden denemek, çeşitli tedaviler uygulamak. Şu ana kadar da hiçbir şey elde edemedim.

TEĞMEN- Ama Herr Von Kekesfalva elektrotrepinin Edith’i çok rahatlattığını ve iğnelerden..

CONDOR- Saçmalık.. Tamamen saçmalık.. Elektroterapilerle ve bu türden tedavilerle böylesi bir felcin açılabileceğine gerçekten inanıyor musunuz? Ne yapacağımızı bilemezsek, zaman kazanmaya çalışır, boş tedavilerle oyalamaya çalışırız. Hastaya yapılan her işlem, limon yemeleri, süt içmeleri, soğuk suya girmeleri, sıcak banyo almaları iyi gelir. Hasta bir canlılık kazanır. Psikolojisi düzelir. İyileştiğini sanır. Bu tür kandırmalar en iyi yöntemlerimizden biridir.

Eğer bir yanılgı hastaya yardımcı olacaksa o zaman o acınası bir hile değil, en iyi ilaçtır. Ama bu işten elimi eteğimi tamamen çektiğinizi düşünmenizi istemem. Son olarak Profesör Viennot yöntemi üzerine çalışıyorum. İki yıl süreyle felçli olarak yatakta kalıp tek bir organını dahi oynatamayan 40 yaşlarında bir adamın 5 kat merdiveni tek başına çıkmasını sağlamış. Güneş banyosu, özel bir alet, fizik tedavi, jimnastik.. Doktorun kendisiyle de görüşme halindeyim.

TEĞMEN- Yani sizce?

CONDOR- Yani, sizce gibi sözlerle anlam çıkarmayı bırakın artık. Hiçbir şey demek istemiyorum. Hepiniz benden ne istiyorsunuz? Yoksa Tanrı ile aramda telefon bağlantısı olduğunu filan mı düşünüyorsunuz? (Söylenerek çeker gider.)

 

SAHNE 11 KOMUTAN- KEKESFALVA

TEĞMEN- Tanrı aşkına, siz misiniz, Herr Von Kekesfalva.. Yatmaya gitmemiş miydiniz?

KEKESFALVA- Yoo hayır. Evet de.. Uyuyamadım yani. Saygıdeğer Teğmen uyuyacağım. Uyuyacağım da.. Siz bana önce onun ne dediğini anlatın.

TEĞMEN- Her şey yolunda. İyiye gidecek. (Çelişkili) Bundan emin olun. Fransa’da Profesör Viennot adında bir doktorun başarıya ulaşan bir tedavi yöntemi geliştirdiğini duymuş. Bu tedavi sırasında üç dört ay içinde mucize gelişmeler kaydedilebilirmiş. Bu yöntemin Edith’de de başarıya ulaşacağını söylüyor.

KEKESFALVA- Buna inanıyor musunuz? Gerçekten bunu o mu söyledi? TEĞMEN- iyileşecek. Çok yakında iyileşecek! (Gök gürültüsü, yıldırım)

KEKESFALVA- Tanrım. Tanrım. Şükürler olsun Tanrım. (Teğmenin ayrı ayrı ellerini öper) Yarına kadar hoşça kalın. Arabanız kapıda bekliyor. Yarın izin gününüz. Hep birlikte panayır ve düğüne katılacağız. Erkenden bekliyoruz. (Gök gürültüsü, sağnak)

 

SAHNE 12

KEKESFALVA EKİBİ KOMUTAN, KÖYLÜLER, DÜĞÜN KİLİSE VE FESTİVAL

(İki yana bira fıçıları üzerine yerleştirilmiş kalaslar, giydirilmiş sandalyeler, beyaz örtü serilmiş üzerinde yiyeceklerin olduğu gelin damat masası, Keman, kontrbas, zil çalan romantik görünüşlü Macar çingeneleri. Hep birlikte yapılan dans. Kekesfalva ekibi protokolde)

DÜĞÜN SAHİBİ- Saygıdeğer efendimizin şerefine.. (Kekesfalva için)

GELİN- (Renkli gelinliği ve süslenmiş başıyla gelip Kekesfalva’ya reverans yaptıktan sonra Edith’in elini öper. Edith’de onu kucaklayıp parmağından çıkardığı yüzüğü takar.)

EDİTH- (Komutana) Siz de dans etmelisiniz.. ( Komutan gelinle dans ederken Edith’in yanına falcı kadın gelir. Falına bakar. Komutan yanına gelir.) Görüyorsunuz ya, ben şu ana kadar uygulanan tedavilerle ilerleme kaydedilemeyeceğini biliyordum. Tüm yapılanların, masajların, elektroterapilerin anlamsız olduğunu biliyordum. Bunlar o kadar uzun zamanda sonuç alınabilen yöntemler ki, insanın dayanacak sabrı kalmıyor. Fransız doktorun tedavisi nasılmış? Oraya gitmem gerekecek mi? Anlatsanıza Condor size neler söyledi?

TEĞMEN- Ne mi söyledi? Hıımmm… Bildiğiniz gibi.. Siz de biliyorsunuz ya, çok iyi haberler var. Bu konuda kesin bir şey söylemek istemem ama doktorunuzla konuşmalısınız. İnanıyorum ki, evet bundan eminim.. İnanın o sizin için en iyi olanı yapacaktır.

EDİTH- Şu ana kadar bana sabır hep sabır dendi. Peki ama nereye kadar? Biri bana altı ay, hatta bir yıl daha sonra her şey düzelecek deseydi.. Hepiniz aynısınız!! Beni rahat bırakın! Beni rahat bırakın!! Onun bir soytarı olduğunu, gerçeği söylemediğini biliyorum. Ona inanmıyorum. Peki ama insan bir an için de olsa aldatılmayı kabul edemez mi? Niçin bir kez olsun kendimi kandırmak istemeyeyim? (vücudu titriyor. Hıçkırık, gülme, ağlama krizi)

KEKESFALVA- (Kızının solgun ve üzgün olduğunu fark ederek) Kızım artık gitsek iyi olacak. (Toparlanırlar Çalgıcılar çevrelerini sararken alkış ve çığlıklarla, müzik eşliğinde ayrılırlar)

SAHNE 13 TİROL ŞARAPEVİ

KOMUTAN- CONDOR (Aynı günün akşamı)

CONDOR- Tam zamanında burada olmanız iyi. Size güvenebileceğimizi biliyordum. Önceki gece bir telgraf aldım. ‘’Sevgili dostum. Sizinle hemen görüşmem gerek. Sabırsızlıkla bekliyorum. Kekesfalva’’ Arkasından Edith’ten bir mektup aldım. Yeryüzünde bu illetten kurtaracak olan kişinin yalnız ben olduğumu, ne dersem yapacağını, en ağır tedavilere bile inançla katlanacağını, yeter ki yeni tedavinin hemen başlamasını istediğini belirten bir mektup.

Viennot’un tedavi yönteminden sadece size bahsetmiştim. Sevgili teğmen. Bu konuda tek bir yorum beklemiyorum. İkimiz de tedbirli olmalıydık. Ben size gevezelik ettim. Siz de onlara Size şimdi açıklayacaklarımın sizi üzeceğini biliyorum. Maalesef Profesöe Viennot’un tedavi yöntemi bizim hastamız için uygun değil. Profesörün yöntemi Tüberküloz sonucunda belkemikleri hastalanan, bu tür hastalara yeniden hareket kabiliyeti kazandıran bir yöntem. Sonuç olarak her şeyin sorumlusu sizsiniz. Yalnızca siz.

TEĞMEN- Peki ama neden? Yalnızca iyi niyetimin… Kekesfalva’ya bir şeyler söylediysem bu iyi niyetle.. Acımak

CONDOR- Acımak iki yanı keskin bıçak gibidir. Kullanmayı bilmeyen elini ve kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi. Başlangıçta bir nimet, ilaç gibidir. Ama dozunu ayarlayamadığınız zaman öldürücü bir zehir olabilir.

Acımak gerçekten sınırlanması gereken bir duygudur. Bunu doktorlar, hakimler, avukatlar, tefeciler iyi bilirler. Eğer bu insanlar kendilerini acıma duygusuna kaptırsalar Dünya’nın düzeni altüst olur.

TEĞMEN- Doğru.. Ama.. karşınızda çaresizlikten kıvranan bir insanı öylece bırakamazsınız ki.. Aslında yaptığımda bir şey yok, ona yalnızca biraz..

CONDOR- Bizim Dünyamızda önemli olan neyi, ne niyetle yaptığınız değil, yaptıklarınızın doğurduğu sonuçlardır. Acımak güzel bir duygu.

TEĞMEN- Acaba daha başka bir şey yapmayı denesek? Örneğin.. CONDOR- Ne?

TEĞMEN- Yalnızca, demek istiyorum ki.. Bu açıklamayı yapmak için biraz bekleyemez miyiz?.. Hiç değilse birkaç gün.. Çünkü.. yani.. Bence kendini tamamen bu tedavinin büyüsüne kaptırdı. Psikolojik olarak yani.. Ona biraz daha zaman tanısak. Bu haberin üzerinde nasıl bir etki ettiğini düşünemezsiniz bile. Hatta onun şimdiden hareketlerinin bile düzeldiğini tahmin ediyorum.

Bekleyip, sonuçları görsek daha iyi olmaz mı? Tabii bu konulara karışmak haddim değil..

CONDOR- Şuna da bakın. İyilik meleği.. Ayrıca klinik bulgularınıza bakınca, farkında olmadan kendim için gerçek bir asistan ve danışman bulduğumu

görüyorum. Onu İsviçre’de Engadin’deki bir arkadaşımın kliniğine gönderebilir, eski bir tedavi yöntemini yeni olarak tanıtıp uygulatabiliriz.

TEĞMEN- Ama siz bu şekilde biraz iyileşme sağlanabileceğini düşünüyorsanız..

CONDOR- Kesinlikle! Tedaviye umutla yaklaşması, hava değişimi, artan enerjisi bütün bunlar lehte çalışacak, hatta beni bile hayretlere düşürecek kadar başarılı olacaktır. Kadınlar bu konuda genellikle duygularının ve hayallerinin etkisiyle beklenmedik derecede olumlu sonuçlar gösterebiliyorlar. Onu böylesine aldattıktan, umutlarının yıkılmasına neden olduktan sonra, başta doktorlar olmak üzere insanlara nasıl güven duymasını bekleyebiliriz ki? Tıpta yaraya neşteri vurmak en doğru çözümdür. Benim yerimde olsanız buna cesaret eder miydiniz?

TEĞMEN- Evet.. Yani demek istiyorum ki.. Tüm gerçeği biraz iyileştikten sonra söylemenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Sizden gerçekten çok özür dilerim. Bu belki yanlış ve aptalca görünüyor ama.. Son günlerde, siz de benim gibi bu insanların umuda, onlara yardımcı olacak bir sözcüğe nasıl özlem duyduklarını görseydiniz.. Onlara gerçeğin söylenmesi gerektiği kesinlikle doğru… Ama bunu bence kaldırabilecekleri zaman yapmalıyız. Şimdi değil sayın doktor, size yalvarıyorum.. Şimdi değil.. hemen değil..

CONDOR- Peki ama ne zaman? Ve ayrıca bu riski kim üzerine alacak? Bu gerçek önünde sonunda açıklanacak. O zaman hayal kırıklığı yüz kat tehlikeli hale gelecek ve bir ölüm kalım meselesi olacak.. Böyle bir sorumluluğu gerçekten üzerinize alabilecek misiniz?

TEĞMEN- Evet!!! Bu sorumluluğu tamamen üzerime alıyorum. Böyle davranmamızın Edith’in iyileşmesine büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum.

CONDOR- İlerde beni yarı yolda bırakmayacağınızdan emin olabilir miyim? TEĞMEN- Kesinlikle..

CONDOR- (Elini sıkarak) Sonuçta ikimiz de bu hasta kızcağızın iyiliğini istiyoruz. Umarım sizin sabırsızlığınız, benim sabrımdan daha iyi sonuçlar doğurur.

 

SAHNE 14 KEKESFALVA EVİ

EDİTH- TEĞMEN

 

EDİTH- ( Ilona veya yardımcılarının desteği ile yürüme bandındadır.)Aman Tanrım yine çiçek getirmişsiniz. Ben primadonna değilim ki. Buna hiç gerek yoktu.

TEĞMEN- Condor ile ilgili mesajını alınca hemen geldim.

EDİTH- Olağanüstü şu condor. Artık bu saçma sapan yöntemlerle bir yere varılamayacağını anladı. Hatalı olduklarını, elektroterapilerin, masajların, protezlerin tek başına yararsız olduğunu kabul etti. Ben bu sisteme karşı çıkıp inanmadığım için..

TEĞMEN- Ama neden?

EDİTH- Bir insan benim durumumda yaşamayı sürdürmesi imkansız. Her adımında, her hareketinde, başkalarının yardım ve desteğine ihtiyaç duyacaksın. Sürekli başkasının gözleri üstünde olacak, kollanacaksın. Yardımcın, çevre ve akrabalar için ne kadar ağır bir yük, (Ayağa kalkar gibi) dayanılmaz bir kabus ve acı olduğunu hissedeceksin. Bu koşullarda uzun yaşamanın anlamı olmadığı için..

TEĞMEN- Her geçen gün yeni tedavi yöntemleri gelişiyor.

EDİTH- Bir sonuca ulaşmadıktan sonra ufak tefek iyileşmelerin ne yararı olabilir ki? İyileşmek tam olarak tüm sorunlardan kurtulmaktır. Sağlıklı olmak, aahh bu ne güzel, ne olağanüstü bir duygu; Yalnızca düşüncesi bile olağanüstü.. Doktor Condor’un bu son tedavi yöntemine kendimi teslim etmeye hazırım. Neden korku dolu gözlerle bana bakıyorsunuz.?

TEĞMEN-Elbette çok sevindim. Viyana’da benim durumumda olana dili tutuldu derler. Tabii ki sizin adınıza çok sevindim. Çok sevindim.

EDİTH- Bu büyük sevinci her nedense ben göremiyorum ama.. TEĞMEN- Ama küçüğüm..

EDİTH- Bana küçüğüm demeyi bırakın lütfen! Buna dayanamadığımı biliyorsunuz. Hem siz benden kaç yaş büyüksünüz ki? Zaten niye sevineceksiniz ki.. Ben tedaviye gidince rahatlıkla cafeye takılabilir, arkadaşlarınızla iskambil

oynayabilir, bu sıkıcı, gönüllü hastabakıcı rolünü oynamaktan kurtulmuş olursunuz. Sizin için de huzurlu, neşeli günler geliyor..

TEĞMEN- Neşeli günler mi? Biz süvariler için yaz aylarının neşeli geçebileceğine gerçekten inanıyor musunuz? Manevra hazırlıkları, tatbikatlar, manevralar, geçit törenleri, merasimler.. Eylül sonuna kadar sürer.

EDİTH- Eylül sonuna kadar mı? Peki o zaman.. Siz ne zaman geleceksiniz? TEĞMEN- Nereye?

EDİTH- Böyle safça soruları sormayı bırakın artık. Nereye olacak? Bizi ziyaret etmeye! Beni görmeye

TEĞMEN- İsviçre’ye mi? EDİTH- Başka nereye olabilir?

TEĞMEN- Siz sivillerin askerlik hakkındaki düşünceleri ilginç. Cafede oturup bilardo oynamak, istediğin anda Dünyanın her yerine seyahat edebilen insanlar olarak düşünüyorsunuz. Çarkların nasıl döndüğünü, bir saatlik izin alabilmek için neler yaptığımızı, kısa süreli izinlerde albayın karşısında nasıl eğilip büküldüğümüzü, tam gün izinleri ancak cenazemiz olursa alabildiğimizi bilmiyorsunuz. Sevgili Edith, bunlar sizin sandığınız kadar kolay işler değil.

EDİTH- Siz olmasanız askeriyede bütün işlerin duracağını söyleyeceksiniz neredeyse.. Ayrıca sizin için özel izin çıkarmak, babam için yarım saat sürmez. Savaş Bakanlığı’nda yarım düzine arkadaşı var. Unutmayın ki, kışla ve binicilik okulu dışında keşfedilmeyi bekleyen yerler var. Lütfen bahane uydurmayın.

Babam bu işi hemen halleder.

 

TEĞMEN- İsviçre’de bir tatil, Engadin! Kulağa hiç de kötü gelmiyor. Gerçekten de sizin söylediğiniz şekilde, yalvarmadan, sayısız ricalara gerek kalmadan, tepsi içinde bir tatilin düşüncesi bile olağanüstü. Ama sorun keşke bu kadar olsa.

Babanızın Savaş Bakanlığı’ndan Teğmen Hofmiller için izne ek olarak birde bütçe çıkarması gerekecek. (İzin bursu)

EDİTH- Biraz açık konuşur musunuz? Lütfen..

TEĞMEN- Biraz mantıklı olun küçüğüm.. Pardon Fraulein Edith, sanırım sorunu daha açık konuşmamız gerekiyor. Ne yazık ki, bu olay sizin sandığınız kadar basit değil. Böyle bir seyahatin maliyetinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz?

EDİTH- Bu o kadar da ulaşılmaz olmamalı. En fazla iki yüz, üç yüz kron. Bu da sizin için önemli bir tutar olmasa gerek.

TEĞMEN- En fazla üç yüz kron mu? Bu ufak meblağ size öyle de gelse, bir subay için zor bir para.. Böyle bir konuyu gündeme getirmemi ayıp, küçültücü, gereksiz buluyorsunuz. Peki bizim neyle geçindiğimizi düşünüyorsunuz? Ne yer? Ne içer? Nasıl geçiniriz. Bir Teğmenin ne kadar maaş aldığını biliyor musunuz?

Hiç bunu düşündünüz mü? Her ayın birinde, Orduya yakışır, düzgün bir yaşam için iki yüz kron.. Bu sadakayla yemek, konut, terzi, ayakkabı masraflarını karşılamak, kendine yakışan standarttaki bir lüksü sürdürmek zorundadır. Tanrı korusun, atının başına bir şey geldiği takdirde neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum. Elbette sizden paranın değerinden, maaştan, göz kamaştırıcı yoksulluğumuzdan anlamanızı beklemiyorum.

EDİTH- Ve … Buna rağmen bana sürekli bu pahalı çiçekleri alıyorsunuz. Ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Böyle bir yolculuğun kaça mal olacağından size ne? Bizimle geleceğinize göre elbette bizim misafirimiz olacaksınız. Babamın bizi ziyaret etme inceliğinizi göstermeniz durumunda, sizin bu giderleri yüklenmenizi kabul edeceğini mi düşünüyorsunuz? Neyse artık kapatalım bu konuyu.

TEĞMEN- Hayır söylemek istediğim bir şey daha var. Yanlış anlaşılmak istemem. Kısaca söylemek gerekirse, benim için Alay komutanından bir ricada bulunulmasını da, böyle bir kazanılmış izin de istemiyorum. Ayrıcalık istemek, ricalarda bulunmak bunlar bana göre şeyler değil. Arkadaşlarımla aynı koşullarda, aynı sıralarda mücadele etmek istiyorum. Himaye altında olmak, torpil yaptırmak bana göre değil. Sizin ve babanızın iyi niyetini anlıyorum. Ama bazı insanlar iyi şeyleri ellerinin altında hazır bulmuyorlar.

EDİTH- Demek gelmek istemiyorsunuz.

TEĞMEN- İstemediğimi söylemedim. Açıkça niçin gelemeyeceğimi anlatmaya çalıştım.

EDİTH- Bunu sizden babam özellikle rica etse de mi?

TEĞMEN- O zamanda..

 

EDİTH- Peki ya ben.. ben rica edersem? Tüm içtenliğimle, tüm kalbimle istersem…

TEĞMEN- Bunu denemeyin bile. Hiç anlamı yok.

 

EDİTH- İyi öyleyse! Böylece hiç değilse arkadaşlığımızın derecesini de öğrenmiş oldum. Cafedeki birkaç arkadaşınızın dedikodu yapmasından çekindiğiniz için bahanelerin arkasına saklanmaya çalışıyorsunuz. Kışladaki dosyanıza kötü bir puan konulur diye bir dostunuzu mahrum ediyorsunuz. Neyse sorun çözüldü. İyi öyleyse (Ayağa kalkmaya çalışarak gergin) Bunu yapmak size ters geliyor. Bunu da atlatırız. Daha önceleri de siz yoktunuz. Yalnızca bilmek istediğim bir şey var… Bana doğruyu söyleyeceğinize söz verir misiniz? (Ayakta zor duruyor.

Dimdik)

TEĞMEN- Elbette!

EDİTH- Ama dürüst olarak! Bu konuda şerefiniz üzere yemin eder misiniz? (Oturur)

TEĞMEN- Eğer sizin için bu kadar önemliyse, şerefim üzerine söz veriyorum.

EDİTH- (Yürüme bandının kenarlarında bacaklarını esneterek) İyi. Çok iyi. Hiç korkmayın. Biraz önce reddettiğiniz ziyaret için daha fazla ısrar edecek değilim. Yalnızca bilmek istediğim bir şey var. Bana söz verdiğinizi unutmayın. Size ters geliyor. Bizimle gelmek istemiyorsunuz.. Bundan utanıyorsunuz. Veya bilmediğimiz bir neden.. Her neyse.. Bundan bana ne? İyi.. İyi de.. Bu konu çözümlendi ama.. Asıl bilmek istediğim başka bir şey var. Asıl bilmek istediğim başka bir şey var.. Durum buysa buraya, bize niçin geliyorsunuz?

TEĞMEN- Ama bu o kadar açık ki..

EDİTH- Öyle mi. İyi o zaman .. Haydi yanıtınızı bekliyorum. Neden?

TEĞMEN- Sevgili Fraulein Edith, davranışlarımda saklı, özel nedenler bulmaya çalışmamalısınız. Şundan emin olmanızı isterim ki.. Bu soruyu hiç düşünmedim. Size geliyorum, çünkü bu hoşuma gidiyor. Kendimi burada, başka yerde olduğumdan en az yüz kat daha mutlu hissediyorum. Sanırım siz, biz süvari subaylarını şık, neşeli, bayram havasında görüyorsunuz. Aynı arabaya koşulan

atlardan biri ya da diğeri daima daha hızlı koşup öne geçer. Başarı ve terfi listelerinin olduğu her yerde, dayanışma, dostluk sözde kalır, kişiler birbirinin ayağına basıp önündekini devre dışı bırakmak için fırsat kollar.. Size geldiğim zamanlarda ise kendimi tüm bu kuşkulardan, huzursuzluklardan tamamen arınmış hissediyor, sizlerle huzur içinde sohbet ediyorum. (Terapi edasında etrafında dönerek)

EDİTH- Peki öyleyse ne?

 

TEĞMEN- Benim burada olmamdan sizin de hoşlandığınızı, buraya ait olduğumu düşünüyor, size her bakışımda öyle bir hisse kapılıyorum ki..

EDİTH- Ne oluyormuş bana bakınca?

 

TEĞMEN- Burada bana ihtiyaç duyan biri olduğunu, benden sıkılmadığınızı görebiliyorum Benden bıkacağınızdan o kadar korkuyorum ki.. Bu koskoca evde yalnız oturduğunuzu, birini gelmesiyle nasıl sevindiğiniz anımsıyorum. Bu da benim cesaretimi arttırıyor. Anlamıyor musunuz?

EDİTH- Evet anlıyorum. Ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Sanırım.. Sanırım.. İşte gerçeği söylediniz. Çok, çok nazik bir şekilde ve üstü kapalı olarak tüm gerçeği yüzüme vurdunuz. Çok iyi anladım. Yalnız olduğum için geliyorsunuz, Bu kahrolası sandalyeye bağlı olduğum için geliyorsunuz. Zavallı hasta çocuğu yoklamak, biraz oyalamak için, gönüllü hastabakıcı rolü oynamak için geliyorsunuz. Buraya gelmenizin tek nedeni bana acımanız. (Tekrar ayağa kalkarak yürüme bandından, ağır ve zorlanarak sahnenin ortasına doğru yürüyerek. Aynı yürüyüşü finalde de yapacaktır.) Siz iyi kalpli insanlardansınız. Sizin gibi iyi kalpli insanlar, dayak yemiş bir köpeğe ya da uyuz kedilere bile acıyıp yardımcı olmaya çalışırken, başka bir zavallıya, engelliye niçin acımasın değil mi? Böyle bir şeyi kimsenin yapmasını istemiyorum. Özellikle de sizin. Size bunu yasaklıyorum. Duyuyorsunuz değil mi? Size bunu yasaklıyorum. İlgilenir pozlarda etrafımda bulunmanıza, acıyan nemli bakışlarla beniz süzmenize ihtiyacım olduğunu mu sanıyorsunuz? Tanrı’ya şükür hiçbirinize ihtiyacım yok. Kendi başıma da bu işin üstesinden gelebilirim. İşte yara izini görüyorsunuz.

Sabrım tükenir de başaramazsam, bütün bunlardan nasıl kurulacağımı biliyorum. Bir defa denedim, başarılı olamadım, kör makasla şah damarımı kesmeyi başaramadım. Keşke gelip kurtarmasalardı da, sizden, hepinizden ve lanet olası acımanızdan kurtulsaydım. Savunmasız bir halde size mecbur

olduğumu düşünmeyin sakın. Yalnızca tek bir hamle, sizlerden, bana acımanızdan sonsuza dek kurtulmam için yeterli. Böylece hepiniz, babam, Ilona, siz rahat bir nefes alabilirsiniz. Hepinizin tepesine kabus gibi çöken benim. Bir engelliden kurtulmuş olursunuz. (Nöbet krizi. Sırtını arkaya atıp, sandalyenin kolçağını daha fazla sıkar ve titremeye geçer. Titreme tüm vücuda yayılır.

Gürültülü vahşice çığlık ve ağlama. Masa devrilir, kırılan vazo parçaları, fincanlar, kaşıklar üzerlerine devrilir.) Defolun gidin artık.. Kaba adi adam.. (Uşak gelip onu odasına çıkarır. Geri gelir)

JOSEF- Özür dilerim saygıdeğer teğmenim. İzin verirseniz üzerinizi kurulayayım. (Kurularken) Hayır bu böyle olmayacak. En iyisi şoförü kışlaya gönderip sizin için başka bir ceket getirtmeniz olacak. Bu şekilde yola çıkabileceğinizi sanmıyorum. Bir saat içinde pantolonunuzu ve ceketinizi ütülemiş olurum. Saygıdeğer teğmenden biraz daha kalmalarını rica edebilir miyiz? Hemen ayrılmanız korkunç bir şey olur. Hemen ayrılırsanız saygıdeğer hanımefendinin üzüleceklerinden eminim. Şu anda yanında Fraulein Ilona var. Muhakkak beklemenizi fırsat bulur bulmaz yanınıza geleceğini belirtmemi istedi.

TEĞMEN- Yeter artık sevgili Josef, daha fazla uğraşmanıza gerek yok. Nasıl olsa kurur. Umarım çayınız kalıcı bir leke bırakacak kadar koyu değildir. Merak etmeyin Fraulein Ilona ve Edith gelinceye kadar bekleyeceğim.

JOSEF- Ohh teğmenim beklemeniz çok sevindirici.. Herr Von Kekesfalva’da birazdan dönecektir. Sizi görmekten çok mutlu olacağına eminim. (Ilona girer)

ILONA- (Gelerek) Edith hemen geliyor. Yalnızca bir dakika için sizden bunu özellikle rica etmemi istedi. Şimdi ona karşı iyi davranmamız gerekiyor. Bu tür sinir krizlerini biliyorum. Hepimiz çok iyi biliyoruz. Bundan dolayı onu kınamamalı, ona kızmamalıyız. Sabahtan akşama kadar, başkalarına muhtaç bir halde bir koltuğa bağlı yaşamanın ne demek olduğunu anlamak bizim gibiler için çok zor. Sinirleri geriliyor, geriliyor birdenbire ister istemez boşalıyor. İnanın bana böyle krizlerden sonra kimse ama hiç kimse onun kadar üzülemez, onun kadar mutsuz olamaz. Böyle utandığı ve acı çektiği zamanlarda ona iki kat daha iyi davranmamız gerekir. (Edith pijamalarını giymiş, yatağı ile sahneye getirilir.)

EDİTH- Lütfen yanıma gelip tabureye oturur musun? Sizi fazla tutmayacağım. Yalnızca birkaç dakika.. (Teğmen oturur)  Her şey için çok teşekkür ederim. Özür

dilerim. Başım dönüyor, gözlerim kararıyor. Size bunları.. Neyse.. Her şeyi unutabiliriz değil mi? Şımarıklığım yüzünden beni ayıplamıyorsunuz değil mi?

TEĞMEN- Ne diyorsunuz? Söz konusu bile değil. Hepsi benim suçum… EDİTH- Gerçekten mi? Beni ayıplamıyorsunuz değil mi? Doğru.. Değil mi? TEĞMEN- Söz konusu bile değil.

EDİTH- Yine geleceksiniz değil mi?.. Her zaman ki gibi.. TEĞMEN- Tabii ki. Ama bir tek şartla..

EDİTH- Ne şartı?

TEĞMEN- Bana güvenecek, beni kırdığınızı ya da üzdüğünüzü düşünüp üzülmekten vazgeçeceksiniz. Dostlar arasında böyle şeyler olmaz. Huzurlu ve neşeli olduğunuz zamanlar, beni Ilona’yı, babanızı ne kadar mutlu ettiğinizi bir bilseniz. Gezimiz sırasında, yüzünüzü görebilmenizi isterdim. Ne kadar neşeliydiniz. Sizinle beraber bizler de.. Bütün gece bunu düşündüm.

EDİTH- Bütün gece beni mi düşündünüz? Gerçekten mi?

TEĞMEN- Bütün gece! Ne kadar güzel bir gündü. Yaşamım boyunca unutacağımı sanmıyorum. Fevkalade bir geziydi. Tek kelimeyle mükemmel.

EDİTH- Çok güzeldi.. Çook!! Gezinti, taylar, düğün.. Daha çok dışarı çıkmalıyım. Evde oturmak, kendimi delice eve hapsetmem, insanlara kuşkuyla bakmam, güvensizlik göstermem sinirlerimi yıpratıyor. Ama bu durumda sinirlerin sağlam kalması olası mı? Keşke bu durum son bulsa da ben de sinirli, öfkeli, kötü olmasam.

TEĞMEN- Çok yakında bitecek. Yalnızca biraz daha cesarete gerek var. Cesaret ve sabıra..

EDİTH- Gerçekten de bu yeni tedavi yönteminin hastalığımı tamamen iyileştireceğine inanıyor musunuz? Belki Doktor yanıldı. Önceleri ona Tanrı gibi tapar, inanırdım. Önceleri doktor hastayı muayene edip, inceliyor, ama süre uzayınca hasta da doktoru incelemeyi öğreniyor. En son rol yapar gibi bir hali vardı. Samimi değildi. Utanıyormuş gibiydi. İçimde anlamsız bir korku var. Her geçen gün dayanma gücüm azalıyor. (Heyecanlanır)

TEĞMEN- Hayır lütfen heyecanlanmayın! Bana biraz önce verdiğiniz sözü unutmadınız, değil mi?

EDİTH- Evet, evet. Haklısınız. Kendin acı çekiyorsun diye başkalarına da acı çektirmenin yararı yok. Zaten onlara yeterince acı çektiriyorum. Bana karşı böyle iyi, hep sevecen olduğunuz için teşekkür ederim.

TEĞMEN- Asla bundan emin olun. Haydi şimdi iyice dinlenin. EDİTH- Aman Tanrım, bu da ne? Üniformanız..

TEĞMEN- Ahh.. bu mu? Hiç önemli değil! Yalnızca yaramaz bir çocuk üzerime su döktü o kadar..

EDİTH- Peki bu yaramaz çocuğu yeterince cezalandırdınız mı?

TEĞMEN- Hayır buna gerek kalmadı. Çocuk özür diledi. Bundan sonra da uslu olacak.

EDİTH- Ona gerçekten kızmıyor musunuz?

TEĞMEN- Hem de hiç. Ne kadar içten ve güzel biçimde, Affedersiniz, beni bağışlayın! Dediğini duymalıydınız.

EDİTH- Yani onu kınamıyorsunuz öyle mi? Peki bu çocuk ne yapmalı?

TEĞMEN- Daima sabırlı olmalı, neşeli samimi olmalı. Gezintiye çıkmalı. Ama artık bu çocuk için uyku zamanı iyi geceler.. (Elini uzatır. Çıkarken)

EDİTH- Peki o çocuk şimdi uslu mu?

TEĞMEN- Hem de nasıl. Kocaman bir on aldı. Ama artık uyumalı, kötü şeyler düşünmemeli..

EDİTH- Uslu bir çocuğa uyumadan önce ne verildiğini unuttunuz mu? TEĞMEN- Ne verilir?

EDİTH- Uslu bir çocuğa iyi geceler öpücüğü verilir.

TEĞMEN- Ahh.. Evet. Bunu neredeyse unutuyordum.. (Geri döner. Alnını öpmeye çalışırken, Edith onu tutup uzun uzun öper)

EDİTH- Haydi artık git, koca budala.. Git artık.. Huzursuzluğumdaki anlayamadığın saldırganlığımın nedeni şimdi anladın mı? Lütfen kendini çiçeği koklamak isteyen ama çiçeğin içinden çıkan yılan tarafından sokulan biri olarak düşünme.. Sana vursaydım, küfretseydim, hakaretler yağdırsaydım bu kadar şaşırmayacaktın. Ancak bu hasta kızcağızın sevebileceği, sevilmeyi isteyeceği, bu yarım insanın aşık olabileceğini, gerçek bir kadın gibi bilinçli ve şehvetli bir aşk isteyebileceğini aklınıza bile getirmiyorsunuz. Benim vücudumun da her kadın gibi arzulayan, arzulanmak isteyen bir kadın vücudu olduğunu unutuyorsunuz.

Hastaların, engellilerin, toyların, ihtiyarların, dışlanmışların, aşağılanan kadınların da sevmeye aşık olmaya kalkışabileceklerini, mutlu ve sağlıklı insanlardan daha çok tutkulu, çok daha tehlikeli bir ihtirasla bağlanabileceklerini hiç düşünmüyorsunuz? Kitaplarda, sinema filmlerinde birbirlerine aşık olanlar hep güzel, genç, seçkin insanlardır. Kadın tarafından arzulanmak için yakışıklı, çok iyi giyimli, çekici ve doğuştan şanslı olmak gerekir. engelli vücudumda diğer kadınlarla ile aynı organların bulunduğunu, ruhumun aynı arzuları besleyebileceğini tahmin bile edemiyorsunuz. Vücudumun engelini görmekten, içimdeki kadını göremiyorsun. Budala!! Artık odama çekilebilirim. ( Çanı çalar, görevliler gelip götürür)

ILONA- Aman Tanrım, ne oldu? Yüzünüz kireç gibi. Yine… Yine mi Edith’le bir şey oldu?

TEĞMEN- Yok, yok, bir şey yok. İzninizle ben artık gitmeliyim.

ILONA- Biraz dinlenin. Önce kendinizi toplamalısınız. Saçlarınız.. Saçlarınızın bu hali ne? Darmadağan olmuş. Size sade bir konyak getireyim. (Getirdikten sonra) Edith size bir şey mi söyledi? Yani demek istiyorum ki.. Doğrudan sizinle ilgili bir şey?

TEĞMEN- Evet.

ILONA- Neden buradasınız teğmen?

TEĞMEN- Delikanlılık yıllarımdan kalan bastırılmış bir arzu, kaba, bıyıklı erkek arkadaşlarla kurulan dostluklar yerine genç kızlarla samimi dostluklar kurma arzusu tam anlamıyla gerçekleşmişti. Her zaman sizin aranızda, sepette kuluçkaya yatmış bir tavuk gibi çöküyor, seslerinizdeki dişilik, okşayıcı ton bende bedensel bir hoşluk uyandırıyor. Sizler sayesinde, ürkek olmamanın

mutluluğunu yaşadım. Kınlarına değen kılıçların şakırtısından, atların hızlı solumalarından, eyerlerin hışırdamalarından, gıcırdamalarından ritmik nal seslerinden yorgunluğumu sizlerle gideriyorum.

ILONA- Ama… Bunun gerçekten ancak şimdi mi farkına vardınız?

TEEĞMEN- Böyle bir şeyi nasıl düşünebilirdim.. Böyle bir saçmalığı! Bu nasıl olabilir.. Nereden çıktı? Hem niçin ben.. Neden beni seçti..

ILONA- Tanrım. Yüce Tanrım, buraya onun için geldiğinizi sanıyordu. Yalnızca onun için. Ben buna asla inanmamıştım. Çünkü davranışlarınız o kadar doğal ve kayıtsızdı ki.. O kadar dostça davranıyordunuz ki.. İlk andan beri gösterdiğiniz ilginin yalnızca acıma duygusundan kaynaklanmasından korktum. Ama nasıl uyarabilir, en büyük mutluluğunu nasıl engelleyebilirdim. Yalnız bu düşünceyle yaşıyor. Bana durmadan onu gerçekten sevdiğinize inanıp inanmadığımı soruyor. Kendimi onu yatıştırmak ve güçlendirmek zorunda hissediyorum.

TEĞMEN- Aksine, ona bunun olanaksız olduğunu, bu fikri kafasından çıkarıp atması gerektiğini söylemeliydiniz. Bu bir delilik, ateş, çocukça bir heves.

Bilindik üniforma düşkünlüğünden başka bir şey değil, yarın başka biri gelse benim yerimi o alacaktır. Bunu ona açıklamalısınız. Onun yaşındaki genç kızlarda bu gibi hevesler çabuk geçer.

ILONA-Bir kadın seni alıp içine çekmek isteyecek kadar seni bekler, seni düşünürse, sen ne kadar kaçarsan kaç bir yere varamazsın..

TEĞMEN-Bize en şaşırtıcı görünen şeyler çoğunlukla en doğal olanlardır.

ILONA- Hayır sevgili dostum, kendinizi kandırmayın. Edith bu konuda ciddi. Ayrıca bu tutku onda gün geçtikçe tehlikeli bir hal alıyor. Her gece iki, üç defa zili çalıyor, hepimizi uyandırıyor, endişeli bir şekilde yatağının başına koştuğumuzda hepimize ayrı ayrı soruyor. ‘’Beni biraz sevdiğine sen de inanıyorsun değil mi? Ben o kadar da çirkin bir insan değilim ki.. Sonra ayna istiyor, sonra da aynayı kenara fırlatıyor.. Sonra da bu yaptıklarının saçmalık olduğunu kendi de kabulleniyor. Yatıyor ama iki saat geçmeden her şey yeniden başlıyor. Umutsuzluktan aynı şeyleri babasına, Josef’e hizmetçi kıza soruyor.

Önceki gün rastladığımız falcıyı gizlice eve getirtip söylediklerini tekrar etmesini istedi. Sizden başka bir şey düşünmüyor, sizden başka bir şey konuşmuyor. Sizse hep sustunuz ve kaçak davrandınız. Siz kapıyı çekip çıktığınızda, beni yanına

çağırıp soruyor. Yaptığınız her hareketi, söylediğiniz her sözcüğü yorumlamamı istiyor. Ya babası.. Saatlerce kızının başında oturup onu teskin ediyor, uyuyana kadar sevip okşuyor. Odasının önünde bir aşağı, bir yukarı dolaşıp duruyor.

Gerçekten bütün bunların farkına varmadınız mı?

TEĞMEN- Hayır, Hayır yemin ederim ki, hiçbir şey anlamadım. Hayır, hayır.. Hayır.

ILONA- Lütfen sessiz olun. Yalvarırım size, biraz daha sakin olun dostum. Duvarların gerisinden konuşulanları işitmek gibi bir yeteneği var. Bu zavallı çocuğun yeni tedavi yöntemi için morale ihtiyacı var. Yüzüstü bırakmamalısınız. Çok dikkatli olmalıyız.

TEĞMEN- Hayır. Hayır. Hayır.. yapamam. Sevilmek istemiyorum. Böyle bir sevgi istemiyorum. Böyle devam etmesi olanaksız. Hiçbir şeyin farkında değilmişim gibi davranıp iltifatlar edemem. Yapamam. Tamamen yanlış anlıyorlar. Ben yalnızca ona acıyordum. Yalnızca acıyorum. Başka bir şey değil.

ILONA- Eğer bir şeyi yapmakta tereddütleriniz varsa, kaçamak yollar her zaman daha çekici hale gelir.

TEĞMEN- Trajik ve tehlikeli olayların çok genç insanlar için tuhaf bir çekicilikleri vardır.

ILONA-Gençliğin anlamı her öğrenilenden coşku duyup yeni keşiflere doyamamasıdır.

TEĞMEN- Bir erkeğin en anlamsız ve çaresiz kaldığı durum istemediği halde sevilmektir. Bu acıların en büyüğü, işkencenin en dayanılmazı olduğu gibi, hiç suçsuzken en büyük suçu..

ILONA- Başından beri bundan korkuyordum. Bunun böyle olacağını seziyordum. Peki. Şimdi ne olacak? (otomobil fren sesi) Onunla şimdi karşılaşmamanız daha iyi olacak. Kendisiyle sakin konuşamayacak kadar gerginsiniz. Kılıcınızı ve şapkanızı getireyim. Arka kapıdan çıkın. Bir hastayı bir daha yaralayıp, kaderin sillesini yemiş bir zavallının yaşama bağlanmasını sağlayan içindeki son umut parçacığını da elinden alıyorsunuz. Yalnızca acıma duygunuzun sarstığı bu kızcağızın yaşamını tehlikeye atıyor, onarılmaz bir şekilde yaralıyorsunuz.

TEĞMEN- Yoğun duygular sonsuza kadar sürmez.

ILONA- İnsan yüreğinin en gizemli zevklerinden biri de budur; Kararlarımızı gerçekleştirmeden önce kararsızlıkta yaşamaktan haz duyarız.

TEĞMEN- Hiçbir zaman onun beni sevdiği kadar sevme gücü bulamayacağımı biliyorum. Acıma duygumun bile birden ortaya çıkan bu ihtiraslı aşka dayanabileceğini sanmıyorum.

ILONA-Şansızlık insanı kırılgan: sürekli acı ise adaletsiz kılar.

TEĞMEN- Yaşamımda ilk kez her türlü bağlılığın ruhun asıl güçlerini engellediğini, insanın gerçek kişiliğinin ancak özgür olduğu zaman ortaya çıktığını anlıyorum.

ILONA- İnsanlar sınırlı her şeyi itici ve dayanılmaz buldukları için; Aşkta sınırsızlığı bulurlar.

TEĞMEN- Çünkü insan her şeyden kaçabilir. Ama kendinden asla..

ILONA- İnsan kendinden bir şey verdiği zaman yükselir, başkalarının acılarına merhamet duymakla zenginleşir.

TEĞMEN-Düşünceler uyumaz ki, tıpkı yarasalar gibi karmakarışık bir şekilde, zayıflamış duyularınızın etrafında uçuşup dururlar.

ILONA- Çıkış yolu ne?

TEĞMEN- Orta ya da çıkış yolu yok. Bu anlamsız aşk yüzünden biri acı çekecek. Ya o ya da ben; Belki de ikimiz birden.. (Işık)

 

SAHNE 15 CONDOR MUAYEHANESİ

SEKRETER- Buraya oturabilirsiniz. (Teğmen sıkıntılı bir şekilde bekler. Alacakaranlık)

DOKTORUN KARISI- Orada kimse var mı? (Görme engellidir.) TEĞMEN- (Ayağa kalkarak) Doktoru.. dok..to..ru bekliyorum da..

DOKTORUN KARISI- (Kördür) Muayene saati bitti. Eve dönen insanın doktor da olsa yemek yiyip dinlenmeye hakkı vardır. Yarın gelemez misiniz?

TEĞMEN- Özür dilerim saygıdeğer hanımefendi.. Saygıdeğer doktorun akşamın bu geç saatinde beni muayene etmesini tabii ki beklemiyorum. Ona yalnızca bir bilgi iletmek istiyordum.. Hastalarından biri İle ilgili.

DOKTORUN KARISI- Hastaları, hep hastaları.. Dün gece bir buçukta onu biri alıp götürdü, Bu sabah da yedide. Muayene saati biter bitmez de gitmesi gerekti, hala da dönmedi. Onu rahat bırakmazsanız yakında kendisi hastalanıp yatağa düşecek. Artık yeter! Muayene saatinin bittiğini söyledim. Saat dörtte bitti. Çok istiyorsanız ona bir not bırakabilirsiniz. Ya da acilse başka bir doktora gidin.

Şehirde yeterinden fazla doktor var. Her köşede bir tane bulabilirsiniz. (Teğmene yaklaşarak) Size gitmenizi söyledim. Gidin. Defolun. Onu rahat bırakın, bırakın da o da diğer insanlar gibi yemeğini yiyip uyuyabilsin. Hepiniz onun yakasına yapışmayı bırakın artık. Sabah akşam, bütün gün, yalnızca hastalar, hastalar. Onlar için koşturup duruyor, kendini harap ediyor, hem de hiç uğruna. Onun zayıf olduğunu bildiğiniz için ona yapışıyor, peşini bırakmıyorsunuz.. Çok kötü, çok acımasızsınız. hepiniz ama hepiniz öylesiniz. Yalnızca sizin hastalığınız, yalnızca sizin dertleriniz. Başka bir şey bilmiyorsunuz. Buna dayanamıyorum ve artık izin vermek de istemiyorum. Size gitmenizi, defolup gitmenizi söyledim. Onu rahat bırakın, evde geçireceği şu birkaç akşam saatini huzur içinde geçirme fırsatı tanıyın.

TEĞMEN- Beni bağışlayın hanımefendi. Saygıdeğer doktorun dinlenmesi gerektiği konusunda size tamamen hak veriyorum. Zaten benim amacımda onu uzun boylu rahatsız etmek değil. Ona yalnızca bir mesaj yazıp bırakmama izin verirseniz.. Ya da belki yarım saat kadar sonra telefonla arasam daha mı iyi olur?

DOKTORUN KARISI- Hayır, hayır, hayır telefon etmeyin. Zaten bütün gün telefon hiç susmuyor. Herkes ondan bir şeyler istiyor, derdini anlatıyor, çaresini soruyor. Ağzına attığı lokmayı çiğnemeye bile fırsat bulamadan kalkıp telefona konuşması gerekiyor. Yarın muayene saatinde gelmenizi söyledim size, sonunda

ölüm yok ya.. Bu kadar da aceleniz olamaz. Onun da dinlenmesi gerek. Haydi artık gidin. Size gitmenizi söyledim. Defolun. (Yumruklarını sıkarak teğmene doğru) Ne olur onu alıkoymayın. Ona bir şey söylemeyin. Bütün gün dışardaydı, ne kadar yorgun olduğunu düşünün. Lütfen saygı duyun. Ona da acımalısınız.

CONDOR- (Girince) – Teğmeni yalnız bırakmamış olman çok güzel. Ne kadar iyisin, Klara (karısını ve saçlarını okşar)

DOKTORUN KARISI- Çok affedersin. Beyefendiye onunla konuşmadan önce yemek yemen gerektiğini belirtmem gerekiyordu. Çok acıkmış olmalısın. Bütün gün dışarda koşuşturdun. Üstelik de bu arada on beş, yirmi defa telefonla seni aradılar. Çok affedersin, bu beye yarın gelmesini söyledim, ama..

CONDOR- Onu başka güne ertelemek düşüncesinde yanılmışsın, tatlım. Teğmen çok şükür ki hastam değil. Şehre indiği zaman beni ziyaret etmeye söz vermiş bir dostum. Ancak bu sözünü uzun zamandır gerçekleştirememişti. Gündüzleri görevde olduğu için, dost ziyaretlerini ancak bu saatte gerçekleştirebiliyor.

Akşam yemeğinde dostumuz için de iyi bir şeyler var mı?

TEĞMEN- Çok teşekkürler. Ama bu mümkün değil. Hemen gitmem gerekiyor. Akşam trenini kaçırmamalıyım. Birkaç dostumuzun selamlarını getirmek ve sizi görmek istemiştim. Bunu da birkaç dakikada halledebiliriz. İnanın bana hanımefendi gerçekten de görüşmemiz on dakika sürecek. Daha sonra hemen istasyona gitmem gerek.

CONDORUN KARISI- Bizimle yemeğe oturacak zamanınız olmaması ne kadar kötü. Umarım başka bir gün yine gelirsiniz. (mutfağa geçer)

CONDOR- Görünüşünüz hiç hoşuma gitmedi sevgili dostum, çok yorgun bir haliniz var. Biraz dinlenip toparlanmanız gerek. Kanapeye uzanın ya da koltuğa gömülüp ayaklarınızı uzatın. Lütfen olduğunuz gibi kalın. Karanlıkta konuşmak daha rahat olur. Çok kısık sesle konuşalım. Bildiğiniz gibi körlerde işitme duyusu inanılmayacak derecede gelişiyor, ayrıca içgüdüleri de çok güçlü oluyor. Hiç çekinmeden her şeyi anlatmaya çalışın. Bir sorununuz olduğunu hemen fark ettim.

TEĞMEN- Aşk gereksinimi ve özlemini yüreğin en büyük acısı olduğunu sanırdım. Çok daha beterinin, istemediğin halde sevilmek, bu tutku ve ihtirasa

karşı koyamamak olduğunu anladım. Onun bu alevini söndürecek güce, yeteneğe, olanağa sahip olamamak..

CONDOR- Karşılıksız aşka tutulan biri, bu tutkusunu biraz olsun kısıtlama olanağına sahiptir. O bu aşkın yalnız kölesi, kulu değil aynı zamanda yaratıcısıdır. Aşık olan karşılık bulamıyorsa bu onun suçudur.

TEĞMEN- Ölçüsünü ve sınırlarını kendim belirlemediğim için çaresizim. Acısını, tasasını, suçunu ben çekiyorum.

CONDOR- İstenmeyen bir tutkuya, karşılıksız aşka karşı koyan kadınsa, cinsiyetinin doğal sonucu olarak, kadınlara baştan beri reddetme hakkı bulunduğu için, en ateşli aşkı, en büyük tutkuyu bile geri çevirmesi zalimlik sayılmaz. Ne yazık ki durum tersine ise, yani bir kadın yüzünü kızartmayı göze alıp sevgisine karşılık alıp almayacağını bile bilmeden, bir erkeğe umutsuz aşkını itiraf etmeyi göze almışsa, karşısındakinin soğuk kalması ve bu sevgiyi reddetmesi korkunç bir durumdur. Bir kadının isteğine karşılık vermemek erkeği, onun gururunu kırmak, onu utandırmak anlamına gelir. Eğer bir kadın zaafını açığa vurmuşsa en nazik, en ince davranışlarla bile ilişkiden kaçınmaya, özür dilemeye çalışmak bile anlamsızdır.

TEĞMEN- Bu korkunç, içinden çıkılmaz bir tutsaklık.. Tam kendimi özgür ve mutlu hissettiğim, kimseye karşı bir sorumluğum olmadığı bir anda, birden yabancı birinin tek hedefi ve avı olmak. Yaşamının tepe taklak olması. Bu büyük sıkıntı benim ruhuma kadar işlemiş. Bir yabancının, kadının varlığı, gece gündüz beni bekleyen, beni özleyen, beni sorgulayıp arzulayan, inleyen biri.. O  varlığının her zerresiyle, bedeniyle, kanıyla, canıyla, ellerimi, saçımı, dudaklarımı, bedenimi, gecemi, gündüzümü, duygularımı, tüm düşüncelerimi ve düşlerimi arzuluyor.

CONDOR- Artık uyusan da, uyumasan da, gece gündüz seni bu Dünya’da bekleyen, senin için yanıp tutuşan, senin düşünü kuran, seninle her şeyi paylaşıp, her şeyini almak, seni bir solukta içine çekmek isteyen biri olduğu gerçeğini göz ardı edemezsin.

TEĞMEN- Beni sürekli düşünen bu ruhu ben düşünmek istemiyorum. Ondan kaçmaya çalışıyorum. Kaçamıyorum. Ben onun içinde yaşamak istemiyorum. Ben sunmadan tüm benliğimi ele geçirmiş kendi kanına hapsetmiş durumda.

Nereye kaçarsam kaçayım. Kendisiyle beni götürmekte.. Kendim olmak istiyorum. Kendimi özgür hissetmek istiyorum. Gördüğüm en kaçamak düşlerimde bile, bir kadının bana böyle aşık olabileceğini düşünmemiştim. Sayfalarca mektuplar, takip ettirmeler, arkasından pişmanlıklar. Dans etme sevdası ile incittiğim sonra da acıma duygusu ile çıktığım engelli kızla yaptığım bu yolculuk beni yordu.

CONDOR- Bu engelli kızla tanıştıktan sonra ne değişti hayatınızda?

 

TEĞMEN- Yardım etmeyi, teselli etmeyi öğrendim. Artık atıma kırbaç vuramıyor, askerlerimi dövmüyorum. Ceza alan askeri mahkumlara gizlice yemek götürüyorum. Bir kedinin, köpeğin incinebileceğinin hesabını yapıyorum. Konuşabilmenin, yiyebilmenin, yürüyebilmenin, nefes alabilmenin ne kadar önemli olduğunun farkına vardım. Biz üç beş saatimizi engelliler ile geçiremezken onlarla bir ömür yaşayan insanların farkını gördüm. Onların da sevip sevebileceğini, her konuda aynı duygulara sahip olduklarını gördüm.

CONDOR- Anlaşılan o ki, bu zavallı kız yalnız kendisi için değil, sizin için de iyileşmek istiyor ve iyileştirmeye sizden başlamış. İyileşmeyeceğini öğrenince, bu onun için korkunç bir darbe olacak. Dayanamayacağı kadar korkunç bir darbe. Büyük umut ve isteklere kendini kaptırdığı için biraz iyileşme sağlansa bile artık bununla yetinmesi imkansız. Hiçbir iyileşme onu tatmin etmeyecek. Tanrım ne kadar büyük bir sorumluluk yüklendiğimizin farkında mısınız?

TEĞMEN- Sizinle aynı düşüncedeyim. Sonu çok belirsiz, karanlık bir durum bu. Onu bu çılgınlıktan, bu delice ihtirastan hemen vazgeçirmeliyiz. Hemen olaya müdahale etmelisiniz. Ona açıkça demelisiniz ki.

CONDOR- Ne söylememi istiyorsunuz?

TEĞMEN- Yani ona bu aşkın bir çocukluk, bir saçmalık olduğunu.. Onu buna inandırmalısınız. Onu ikna etmelisiniz.

CONDOR- Onu ikna etmek mi? Ne konuda? Bir kadını aşık olmamaya mı ikna etmeliyim? İhtirasla sevmemeye mi ikna etmeliyim? Hissettiklerini hissetmemesi gerektiğini mi söylemeliyim? Severken sevmemesini mi söylemeliyim. Bu yapılabilecek en yanlış şey olur. Aynı zamanda en büyük aptallık. Siz hiçbir tutkuya, aşka mantıkla yanaşıldığını duydunuz mu? Hiç ateşe yanaşıp yanma demek ya da yangına gidip de yangın çıkarma demek olası mı?

Bir hastaya, bir engelliye, Senin de sevmeye hakkın olabileceğini düşünüp kendini kandırma. Böyle bir ihtirasa kapılıp üstelik de karşılık beklemeyi nasıl bekleyebilirsin? Engelli olduğunu bil. Öyle davran. Kendi köşene dön. Dünya’ya küs. Çeneni kapa. Kendini unut gitsin! Demek ne kadar insanca, ne kadar doğru bir davranış olur bilemiyorum. Sanırım bu zavallıya bunları söylememi bekliyorsunuz. Bunun sonucunu iyi olacağını mı düşünüyorsunuz?

TEĞMEN- Ama bunu sizin…

 

CONDOR- Niçin ben? Tüm sorumluluğu üzerine alan siz değil miydiniz? Niçin şimdi yalnızca ben oluyorum?

TEĞMEN- Ama ona benim durumumu açıklamam..

 

CONDOR- Gerekmez de! Hatta özellikle söylememelisiniz. Önce çıldırtıp sonra mantıklı davranmasını istemek, bu olacak şey değil. Bir bu eksikti. Tam aksine, onun bu tutkusundan rahatsızlık duyduğunuzu bu zavallıya en ufak bir hareketinizle ya da ses tonunuzla bile belli etmemelisiniz. Bu bir insanın kafasına baltayı indirmekten farksız olur, yaşamı boyunca altından kalkamayacağı bir yıkıntıya neden olur.

TEĞMEN- Ama konuşmak istesem de sesim çıkmıyordu. Birinin ona bunu anlatması gerekiyor..

CONDOR- Neyi anlatması? Biraz daha açık konuşur musunuz?

 

TEĞMEN- Yani demek istiyorum ki.. Bunun çok anlamsız olduğunu.. Saçmalık olduğunu.. Olanaksızlığını.. Yani daha sonra ben.. ben..

CONDOR- Demek böyle.. Demek böyle teğmen. Size rahat ortam sağlamanın pek de doğru olmadığını görüyorum. Karanlığa sığınıp bazı şeyleri söylemek kolay. Ama öyle şeyler var ki.. Söylenirken gözbebeklerinin ta içine kadar görmek çok önemli. Artık gevelemeyi bırakın, teğmen, fikrinizi açıkça belirtin, burada doğru olmayan bir şeyler var. Buraya kadar yalnızca bana bu mektupları göstermek için geldiğinize inanamıyorum. Başka bir şey olmalı. Aklınızda bir şeyler olduğunu seziyorum. Ya açıkça konuşun ya da izin verin ziyaretiniz için teşekkür edip sizi kapıya kadar geçireyim. (suskunluk)

TEĞMEN- Benim talihsizliğim kendi iradem dışında sevilmek; Bu da katlanabileceğim en son durum.

CONDOR- susmanız hiç de umut verici bir davranış değil. Vicdanınızın rahat olmadığı anlaşılıyor.

TEĞMEN- Kendi vicdanımı rahatlatmaya çalışırken karşı taraftaki insanın duygularını altüst etmek istemiyorum.

CONDOR-Neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Lütfen kaçamak yanıtlar vermeye çalışmayın. İnkar etmeye çalışmayın. Bu mektubu aldıktan sonra.. Birden büyük dostluğunuza son verme kararı mı aldınız? Şu anda kendinizi bu konunun dışında bırakmaya çalışmanızın, çekip gitmenizin ne anlama geleceğinin farkında mısınız? Hem de o ünlü acıma duygunuzla bu zavallı kızın başını böylesine döndürdükten sonra..

TEĞMEN- Ne yazık ki biz sevgiyi yaşamın anlamı ve ulaşılabilecek en yüce mutluluk olarak değil, kendimize sunulması gereken, bir şey, bir olgu, saçtaki bir toka, koldaki bir bilezik gibi başkalarının bize sunması gereken bir armağan gibi görüyoruz.

CONDOR-Bu şekilde sıvışıp gitmek gerçek bir alçaklık olur. Askerlik gururunuzu unutmayın lütfen. Henüz çok genç, değerli bir insanın yaşamı söz konusu.

Üstelik de o benim sorumlu olduğum biri. Bu koşullarda benden saygılı ve anlayışlı olmamı bekleyemezsiniz. Böylesine kritik bir anda her şeyi bırakıp gitmekle, masum bir insana karşı alçakça bir suç işlemiş olacaksınız. Hatta korkarım çok daha fazlası, bu bir cinayet olacak! (Sesini yükselterek) Cinayet! Cinayet! Cinayet! Evet, bu bir cinayet ve siz de bunun böyle olduğunun bilincindesiniz. Bu hassas, gururlu kızcağız yaşamında ilk olarak bir erkeğe aşkını itiraf ettikten sonra, bu beyefendinin ondan şeytan görmüş gibi arkasına bakmaya bile gerek görmeden kaçmasının altından kalkabilir mi? Yüreğinizde en ufak bir duyguya yer yok mu?

TEĞMEN-Tek taraflı seven bir insan kurtarılamaz. Zira o tutkunun ölçüsü artık onun elinde değildir.

CONDOR-Sağlıklı bir kadın bile böyle aşağılanmayı kabul edemez. Yalnız sizin kafasına yerleştirdiğiniz anlamsız, boş bir iyileşme umudunun ayakta tuttuğu bu genç kızın, bu zavallı, sakat, yıkık insanın böyle bir şeyi atlatabileceğini mi sanıyorsunuz? Eğer bu şok onu bitirmezse kendisi bitirecektir.

TEĞMEN- İnsanı yalnızca ölçemediği, eliyle tutup anlamadığı şeyler korkutur. Benim umudum da..

CONDOR- (Konuşmasını keserek) Umutsuz insan bu şekilde küçük düşürülmeye katlanamaz. Bütün bunları biliyor ve bildiğiniz halde sıvışmaya kalkıyorsanız yalnızca alçaklık ve zayıflık değil, önceden tasarlanmış iğrenç bir cinayet işliyorsunuz..

TEĞMEN- Ne yapabilirim ki.. Böyle bir zorlamayı kabullenmem olanaksız. Söylemek istemediğim şeyi mi söylemeliyim.. Nasıl bu anlamsız çılgınlığı anlayışla karşılamış gibi yapabilirim? Hayır buna katlanamam, bu olanaksız! Yapamam, yapmak istemiyorum ve yapmayacağım.

CONDOR- Yavaş Tanrı aşkına yavaş.. Sizinle gerçekten bir hasta ile konuşur gibi konuşmalı (ışığı kısar) Lütfen heyecanlanmadan teker, teker, yavaş, yavaş, sakince konuşalım. Neye dayanamayacaksınız? Bu zavallı kızın size tutkuyla bağlanmasında, aşık olmasında Sizi dehşete düşüren ne? Telaşlanmayın!

Utanmayın! İlk anda paniğe kapılmanızı anlıyorum. Gerçek bir erkek bir kadının kendisine tutulduğunu, bu duygulara karşılık veremeyeceğini bildiği zaman üzülecek ,endişelenecektir. Ama perişan olmanıza bir anlam veremiyorum.

Bunun özel bir nedeni, bilmediğim bir durum mu var? Özel bir takım durumlar? TEĞMEN- Ne gibi durumları kast ediyorsunuz?

CONDOR- Yani.. Edith’in.. Bazı şeyleri açıklamak, kelimelere dökmek bazen o kadar zor ki.. Nasıl söylesem.. Vücudundaki eksiklik sizi iğrendiriyor mu?.. Yani bir çeşit psikolojik tiksinti?

TEĞMEN- Hayır asla değil. Ona karşı bir yakınlık hissettiysem, bunun tek nedeni acısının, yalnızlığının ve sakatlığının beni üzmesiydi. Hayır. Asla. Böyle bir şeyi nasıl düşünebilirsiniz?

CONDOR- Bu tür psikolojik sorunları görebiliyoruz. Bir kadındaki en ufak bir eksiklik karşısında tiksinti duyan erkekleri hiçbir zaman anlayamadım. Ama bir vücudu, bir insanı oluşturan milyonlarca, milyarlarca hücreden yalnızca parmak ucundaki bir pigmentin eksikliğiyle bile erotik duyarlılığını kaybeden sayısız erkek gördüm. Böyle bir saplantınızın olmadığını anlayınca iki defa mutlu oldum. Devam edebilir miyim?

TEĞMEN- Elbette..

 

CONDOR- Sizi dehşete düşüren olayın kendisi değil, olası sonuçları.. Zavallı çocuğun size karşı duyduğu büyük aşk değil, başkalarının bu aşktan haberdar olup sizinle alay etmelerinden korkmanız.. Perişan halinizin, üzüntünüzün asıl nedeni yalnızca bir çeşit korku. Başkalarının, arkadaşlarının karşısında komik duruma düşme korkusu. Hayır! sakın utanmayın.

TEĞMEN- Bilirsiniz ki gerçek her zaman acı bir ilaçtır.

CONDOR- Karımı gördünüz. Onunla evlenmemi kimse anlayamadı. Farklı şeyleri gören insanlar meraklanırlar, kızarlar. Tedavide başarılı olamadığımı bu yüzden evlenmek zorunda kaldığımı söylediler. Onun çok parası olduğunu, miras peşinde koştuğumu söylediler. Oysa onun sıcaklığı ve sevecenliği dışında bir şey yoktu. Eğer yaptığınızla bir yaşamı kolaylaştırıyorsanız en ağır yükün altına bile girmeye değer..

TEĞMEN-Saygıdeğer doktor, herkesin gücünün bir sınırı vardır. Ve bunu da en iyisi kendisi bilir. Bu açıdan sizi uyarmak isterim, bana fazla güvenmeyin. Edith’e yardımcı olacak kişi sizsiniz, ben değil. Sizin tahmin ettiğiniz kadar iyi bir insan değilim. Daha fazla katlanamayacağım. Şimdiden gerçeği bilmeleri daha doğru.

CONDOR- Bundan kesin bir karar verdiğiniz anlamını çıkartıyorum doğru mu? Lütfen bana gerçeği anlatın, yalnızca bir kısmını değil! Yoksa artık geri dönülmesi olanaksız bir adım attınız mı?

TEĞMEN- (Ayağa kalkarak) Evet. İşte burada..

CONDOR- (Okuduktan sonra) Biraz önce onu bırakıp gitmenizin bu çocuğun yaşama hevesini yok edeceğini konuşmuştuk. Bu kararınız onun ölümüne ya da intihar etmesine yol açacaktır. Bu açıdan bu kağıt parçasının yalnızca bir istifa mektubu değil aynı zamanda zavallı kız için bir ölüm fermanı olduğunun farkında olduğunuzu sanıyorum.

TEĞMEN- Gerçek bir beraberliğin bir elektrik şalteri gibi açılıp kapanamayacağını, başka birinin kaderinde rol oynamanın, kendi özgürlüğünden de fedakarlık etmek anlamına geldiğini anlayacak yaştayım..

CONDOR- Size bir şey sordum teğmen. Sorumu yineleyeyim. Ortaya çıkacak sonuçların bilincinde misiniz? Olacak olayların sorumluluğunu yüklenebilecek

kadar vicdanınız rahat mı? (suskunluk) Teşekkürler. Bu konuyla artık hiçbir ilgimin olmasını istemiyorum. Buyurun, alın. (suskunluk) Bunu anladığım kadarıyla, bu ölüm fermanını sürdürmeyi düşünmüyorsunuz, doğru mu? (suskunluk) Bunu yırtabilir miyim?

TEĞMEN- Evet! Lütfen yırtın!

CONDOR- (Yırtıp çöpe attıktan sonra yanına gelerek teğmeni koltuğa oturtur) Böylelikle.. Sanırım böylelikle çok büyük bir felaketi önledik. Bu vesileyle sizi tanımış olmaktan mutluyum. Siz duygularından tam emin olmayan, yüreği sabırsızla dolu, gerçekten güvenilmez birisisiniz.

TEĞMEN- Olgun bir insan bir olaya karışmadan, bu konuda ne kadar ileri gitmeye hakkı olduğunu iyice düşünmeli, sınırlarını belirlemeli ve özellikle başka birinin duygularıyla oynamamalıdır.

CONDOR-Bu anlamsız istifayı engellemiş olduğum için ne kadar mutluysam, çok çabuk karar alıp, sakıncalarını görünce bundan vazgeçmenize tanık olduğum için o kadar mutsuzum. Sizin gibi ruh hali çok çabuk değişen insanlar büyük sorumluluklar altına girmemeli. Uzun sürecek ve büyük direnç gerektirecek bir şey için son düşüneceğim insan sizsiniz. Sizden tek isteğim yolculuk gününe kadar ona karşı sert ve kırıcı olmamanız, yeni beklenmedik bir şey yapmamanız.

TEĞMEN- Peki ya sonra?

CONDOR- Bir tümörü çıkarırken daha sonra tekrar oluşup oluşmayacağını kendime sormuyorum. Biri benden yardım isteyince tek şey düşünürüm. Dört elle sarılmak.. Gerisi Tanrı’ya kalmıştır. Bu kızın aşkının sizin için korkunç bir şey olduğunu belli etmemeye çalışın. Şu sözcükleri yineleyin. Bir insanı kurtarıyorum, üzmüyorum, kırmıyorum, yaşama sevincini azaltmıyorum. Ne dersiniz? Başarabilecek misiniz?

TEĞMEN- Evet!

CONDOR- Şükürler olsun.. Öyleyse her şey yoluna girdi. Artık huzur içinde karımı çağırabiliriz. Unutmayın, kaderin yaraladığı insan ne olursa olsun hep yaralı kalıyor. (kapıdan çıkarken)

SAHNE 16 TEĞMENİN ODASI

 

TEĞMEN- Buraya kadar gelmeniz ne incelik, Herr Von Kekesfalva! Gerçekten çok naziksiniz ve beni çok mutlu ettiniz. Oturmaz mısınız?

KEKESFALVA- (Gözlüklerini temizleyerek, bakmaya cesaret edemeden) Çok iyi biliyorum ki saygıdeğer teğmenim.. Hiç hakkım yok. Evet kesinlikle vaktiniz almaya hiç hakkım yok. Ama ne yapabilirim ki; Hepimiz ne yapabiliriz ki? Artık daha fazla dayanamayacağım, hiçbirimizin dayanma gücü kalmadı. Niçin birden bu hale geldiğini Tanrı bilir, kimseyle konuşmuyor, kimseyi dinlemiyor.. Kötü bir amacı olmadığını, bunu elinde olmadan yaptığını biliyorum. Çok, çok mutsuz o.. İnanılmayacak kadar mutsuz. Yalnızca umutsuzluk onu bu hale getiren.. Yalnızca umutsuzluk ve hayal kırıklığı..

TEĞMEN- Daha açık konuşur musunuz Herr Von Kekesfalva..

KEKESFALVA- Yataklı trende yerlerimiz ayrıldı. Hastanenin en güzel odası ayarlandı. Viyana’dan getirttiği kürk ve elbiseleri ayarlandı. Sonra birden içine kapandı. Gerginleşti. Niye böyle olduğunu anlayamıyoruz. Ne pahasına olursa olsun gitmeyeceğini, hiçbir gücün onu gitmeye kandıramayacağını haykırıyor. Evi ateşe versek bile bu evden çıkmayacağını söylüyor. Burada kalacağım.

Burada kalacağım diye bağırıp duruyor.

TEĞMEN- Merak etmeyin. Yakında değişir. Onun dakikasının dakikasına uymadığını siz benden iyi bilirsiniz. Bana telefonda Ilona birkaç günlük gecikme olabileceğini söylemişti.

KEKESFALVA- Keşke öyle olsaydı! Beni asıl korkutan.. İşte korkunç olan tarafı.. Hepimiz asla gitmeyeceğinden korkuyoruz. Bilmiyorum. Anlayamıyorum.

Birdenbire bu tedaviden vazgeçti. ‘’Beni daha fazla üzmenize, acı çektirmenize izin vermeyeceğim, benim üzerimde deney yapamayacaklar, bütün bunların hiçbir anlamı yok! Beni daha fazla aldatamayacaksınız, her şeyi, her şeyi görüyorum, biliyorum diye ağlıyor.

TEĞMEN- Bunu anlamıyorum.. Kızınızın Doktor Condor’a sonsuz güveni vardı, bu tedavinin ona iyi geleceğini söyleyen de o olduğuna göre.. Buna gerçekten bir anlam veremiyorum.

KEKESFALVA- Asıl sorun da bu zaten! Gitmekse burada kalır, sakat sakat yaşarım, bunun artık hiçbir anlamı yok..

TEĞMEN- Anlamı yok muymuş?

KEKESFALVA- iyileşmenin hiçbir anlamı yok deyip gözyaşlarına boğuluyor; Çünkü.. Çünkü.. O.. o bana yalnızca acıyor diyor.

TEĞMEN- Sizi anlamaya çalışıyorum Herr Von kekesfalva. Bana karşı sevginizi de biliyorum. Canınız kadar sevdiğiniz kızınızın ondan kaçtığını düşündüğünüz bir insanla bunları konuşabilmek, anlatabilmek o kadar kolay olmasa gerek.

Kızınızın itiraflarının sizi üzdüğünü, sınırsızca ihtirasının sizi utandırdığını görebiliyorum. Bir şeyi saklamak zorunda kalan kişinin gözlerinin doğal, özgür ve samimi bakması olanaksızdır. Bu gerçek ortaya çıkmış, ikimizi de yaralamıştır. ( Kekesfalva kalp krizi geçirmiş gibi titreyerek sandalyeden düşer. Teğmen onu kaldırmaya gidince Kekesfalva diz çökmüş halde teğmenin ellerinden tutarak yalvarır)

KEKESFALVA- Bana yardım etmelisiniz.. Yalnızca siz yardım edebilirsiniz, yalnızca siz… Condor’da söyledi; yalnızca siz, başkası değil.. Size yalvarıyorum, ne olur acıyın ona.. Bir şeyler yapacağından, kendini öldüreceğinden korkuyorum..

TEĞMEN- Elbette.. Yalnız biraz sakin olun. Lütfen biraz rahatlayın.. Elimden geleni yaparım. Gidelim, onunla konuşup ikna edelim. Ona ne söyleyeceğime siz karar verin.

KEKESFALVA- Ne mi yapmalısınız? Anlamıyor musunuz? Anlamak mı istemiyorsunuz? Size kalbini açmış, aşkını itiraf etmiş, kendini sunmuş. Şimdi bundan utanıyor. Şimdi ondan kaçmaya kalkıştığınızı, nefret ettiğinizi düşünüp acı çekiyor. Ondan iğrendiğiniz korkusuyla çılgına dönüyor. Bu çocuk gibi gururlu, ihtiraslı birini, böylesine seven birini bu şekilde umutsuzluk içinde bekletmenin onu öldürmekten farksız olduğunu anlamıyor musunuz? Niçin ona biraz umut vermiyorsunuz? Niçin bir şey söylemiyorsunuz? Niçin ona karşı bu kadar acımasız, bu kadar kalpsizsiniz? Bu zavallı, suçsuz kızı niçin böyle ölesiye üzüyor, ona işkence ediyorsunuz?

TEĞMEN- Ama onu sakinleştirmek için her şeyi yaptım… Hatta ona dedim ki..

KEKESFALVA- Ona hiçbir şey söylemediniz. Onu gelişinizle, sessizliğinizle çıldırttığını fark etmiş olmalısınız. Her kadının aşık olduğu erkekten beklediği o tek sözcüğü.. söylemeyip sustunuz. Engelli kalmaya mahkum olduğunu bildiği sürece en ufak bir umut kırıntısı bile taşımaya cesaret edememişti. Ama şimdi, iyileşecekken birkaç haftaya kadar tamamen iyileşip ayağa kalkma umudu varken, niçin başka sağlıklı genç kızlarla aynı duyguları paylaşıp aynı umutları beslemesin? Niçin?.. Size ağzınızdan çıkacak bir tek sözcüğü nasıl beklediğini göstermedi mi? Bundan fazla ne yapabilir? Yalvarıp aşk dilenmesi mi gerekiyor? Ve siz.. siz bir tek sözcük bile etmiyorsunuz. Onu mutlu edecek bir tek sözcüğü ondan esirgiyorsunuz. Yaşlı ve hasta bir adamım. Bir tek sözcükle bir insanın dünyada sahip olabileceği her şeyi elde edebilirsiniz. Sahip olduğum her şeyi size bırakacağım. Malikaneyi, otelleri, fabrikaları.. Hepsi sizin olacak. Onlara hemen yarın sahip olabilirsiniz, istediğiniz gün, istediğiniz saatte, ben kendi adıma hiçbir şey istemiyorum. Tek isteğim, ben öldükten sonra kızıma biri sahip çıksın.. Ben öldükten sonra o ne yapabilir ki? (hıçkırıklarla yığılır kalır)

TEĞMEN- Bana güvenmelisiniz. Her şeyi yeni baştan sakin düşünmeliyiz. Tekrar ediyorum. Emrinizdeyim. Sizin her şeyi, elimden gelen her şeyi yapacağım.

Yalnız bu, biraz önce ima ettiğiniz.. Bu olanaksız.. İnanın bana bu olanaksız. (kekesfalva konuşmak ister) Bu olanaksız Herr Von Kekesfalva ne olur bu konuyu konuşmayalım. Düşünün bir defa.. Ben kimim ki.. Küçücük maaşı olan, lojmanda yaşayan basit bir teğmen.. Tek başıma yaşamımı zor sürdürürken ikili yaşamı hiç götüremem. (kekesfalva konuşmak ister) Ne söyleyeceğinizi çok iyi biliyorum. Paranın önemi yok, bu halledilir diyeceksiniz. Sizin zengin olduğunuzu biliyorum. Sizden her şeyi alabileceğimi de.. Böyle bir şey olanaksız. Herkes bunu para için yaptığımı söyleyecek. Edith yaşamı boyunca bu kuşkudan, onunla parası için evlendiğim kuşkusundan kurtulamayacak. Kızınıza samimi olarak değer verdiğim.. Onu sevdiğim halde.. Bunu anlayışla karşılamalısınız Herr Von Kekesfalva..

KEKESFALVA- (Yavaş doğrulmaya çalışarak) O zaman.. O zaman her şey bitti.. (gözlüğü takmak istemez) Artık benim de yaşamama görmeme gerek yok.. Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim. Sizi rahatsız ettiğim için bağışlayın..

TEĞMEN- Herr Von Kekesfalva lütfen beni yanlış anlamayın. Buradan gidip ona bunları söylememelisiniz. Onun için korkunç bir şey olur. Üstelik doğru değil.. Yemin ederim doğru değil. Benim için hiçbir şey kızınızı, sevgili Edith’i

kırmaktan.. Onu incitmekten daha korkunç olamaz. Onu sevmediğim, ondan hoşlanmadığım düşüncesine kapılmasına dayanamam. Kimse benden daha fazla yakınlık duyup.. Onu benden fazla sevemez.. Ona ilgi duymadığımı, onu umursamadığımı düşünmesi.. Delilik bu.. O kadar yanılıyor ki.. Tek şey önemli. O da kendini toparlaması.. Ve bir an önce iyileşmesi…

KEKESFALVA- Peki ama.. Ya sonra iyileşince?

TEĞMEN- iyileşince elbette.. O zaman ben size bu amaçla geleceğim. KEKESFALVA- Bunu ona.. Ona söyleyebilir miyim?

TEĞMEN- Evet ona söyleyin.. (elini uzatır. Kekesfalva sarılır. Ellerine kapanır) SAHNE 17 KEKESFALVA EVİ

JOSEF- Hoş geldiniz teğmenim. Fraulein Edith gelmenizi sabırla bekliyordu.

ILONA- ( Ellerini tutarak) Size çok teşekkür ederim. Edith için yaptığınız iyiliğin büyüklüğünü tahmin bile edemezsiniz. Tanrım, yüce Tanrım, onu kurtardınız. Sizi nasıl heyecanla beklediğini bilemezsiniz.

KEKESFALVA- Gelmiş olmanız ne güzel! (Utangaç ve ağlamaklı) Nasıl değiştiğini görünce çok şaşıracaksınız. Onun başına bu felaket geldiğinden bu yana hiç bu kadar mutlu, bu kadar neşeli görmemiştim. Bu bir mucize, gerçek mucize! Ona, bize ne kadar büyük bir iyilik yaptığınızı bir bilseniz. (Edith getirilir. Kızıl saçlarının arasında beyaz çiçekler var. Sandalyesinin etrafında ise çiçek sepetleri sıralanmış. Üzerinde açık mavi ipek bir elbise)

EDİTH- iltifatınız için teşekkür ediyorum. O kadar güzel bakıyorsunuz ki.. İyi ki geldiniz. Haydi gelip yanıma oturun. Size söyleyecek çok önemli şeylerim var.

TEĞMEN- Siz bu kadar samimi ve sıcak olurken, yanınızda nasıl sıkıntı ve endişe duyabilirim?

EDİTH- Sizden yalnızca bir dakika beni dinlemenizi istiyorum. Ama lütfen sözümü kesmeyin. Babama söylediklerinizin tamamını biliyorum. Benim için ne yapmak istediğinizi, benim hakkımda ne düşündüğünüzü de biliyorum. Ve inanın bana, size kelimesi kelimesine doğruyu söylediğime yemin edebilirim.

Size asla ama asla bunu babam için mi, yoksa gerçekten benim için mi yaptığınızı sormayacağım. Yoksa bunu yapma nedeninin acıma duygunuz mu

olduğunu… Hayır, hayır, lütfen sözümü kesmeyin, bunu bilmek istemiyorum… Bunu.. Bunu düşünmek.. Buna kafa yormak, hem kendimi, hem çevremdekileri üzmek, acı çektirmek istemiyorum artık. Sizin sayenizde yeniden yaşama dönmüş olmam ve sizin için yaşayacak olmam benim için yeterli.. Kendimi yaşamaya henüz dün başlamış gibi hissediyorum. Eğer tamamen iyileşirsem bunu bir tek insana borçlu olacağım, o da size! Yalnızca size! Ve asıl benim size ne için söz vermek istediğimi iyi dinleyin. Dün gece her şeyi çok iyi düşündüm. Yaşamımda belki de ilk kez her şey sağlıklı bir insan gibi irdeledim; Eskisi gibi yalnızca heyecanın ve sabırsızlığın etkisiyle yorumlamadım. Yaşamımda belki de ilk olarak korkmadan düşünebilmenin ne kadar olağanüstü bir duygu olduğunu hissettim ve belki de ilk olarak normal bir insan gibi hissetmenin, algılamanın ne kadar harika olabileceğini anladım. Ve bu duyguları yalnızca size borçluyum. Bu nedenle doktorların iyileşmem için benden yapmamı bekledikleri her şeye katlanmaya hazırım. Şu andaki hiçliğimden kurtulup insan olmak için her şeyi, ama her şeyi yapacağım. Hiçbir şekilde umudumu kaybetmeyecek, vazgeçmeyeceğim. Artık bir umudum var. Eğer başarılı olamazsam, yani diğerleri gibi tamamen sağlıklı olamaz, rahat hareket edemezsem, sakın endişelenmeyin! Kişi ancak başkaları içinde bir değeri olduğunu anladığında varlığının anlamını ve önemini kavrayabilir. O zaman tüm yükü tek başıma taşımaya hazırım. Kişinin kabul edemeyeceği, özellikle de sevdiği birinden istemeye dayanamayacağı fedakarlıklar olduğunun bilincindeyim. Bu hep böyledir. Eğer siz mutluysanız çevrenizdeki herkesin mutlu olduğunu düşünürsünüz.(Teğmen elini tutar)

KEKESFALVA- Evet.. Condor’da bize katıldığına göre hep birlikte sağlığa içelim. TEĞMEN- Sağlığına (Edith’e)

EDİTH- Evet sağlığıma içelim. (Teğmene) Evet. İyileşmeliyim. Senin için iyileşmeliyim. Artık bir gerçeği çok iyi biliyorum. Yaşamımın bundan sonrasını yalnızca bir tek insana, beni gerçekten seven insana adayacaktım.

KEKESFALVA- Tanrı yardımcımız olsun. Tek dileğimiz bu.. (heyecandan titremektedir. Teğmen yanına gider onu teskin eder. Sarılırlar. Edith Teğmene bakmaktadır. Teğmen Edith’i öper. Josef sırtını dönmüş ağlamaktadır)

EDİTH- (Teğmenin elini tutar) Onu bir dakika için bana bırak! (yüzük takar) Burada olmadığım zamanlarda beni düşünmen için! (Alkışlar başlar. Müzik ona eşlik eder. Gluck’un Orpheus operası yükselir)

TEĞMEN- (Edith’i öptükten sonra) Artık gitmeliyim. ( uğurlama merasimi, telaş, Edith Buz kesmiş)

ILONA- (Edith’in peşinden bağırır) Lütfen yapma! Yapma!

EDİTH- Hayır bırak beni Bırak!! Bırak diyorum… (Koltuk değneklerinin gürültüsü. Josef’in yardımı olmadan Edith teğmene doğru yürüyordu. Sol eliyle dengesini kaybetmemek için kapıdan destek almaya çalışırken, sağ eliyle de koltuk değneklerini tutuyordu. Arkasında Ilona, Edith sinirli, öfkeli, sabırsız) Bırak beni, sana beni bırakmanı söyledim, kimsenin yardımına ihtiyacım yok!! Kendim yapabilirim. (Kapıdan uzaklaştığı teğmene doğru yürüdüğü anda biraz sallanıp düşecek gibi olur. Koltuk değnekleriyle dengesini bulur. Bacakları kendini taşıyamaz olunca, koltuk değnekleri havada uçarken, Edith Terasın boşluğunda kaybolur.

ILONA- VE YARDIMCILARI- Hayır!

JOSEF-Düştü! (çığlık atarlar. İntihar mı, düşme mi olduğu anlaşılamaz. Ekip peşinden koşup donmuş bir halde arkasından.)

UŞAK-Uçtu. Atladı.

KEKESFALVA- Kızım. Kızım, yavrum! Yavrum! Ben yaptım her şeyi ben yaptım! ( Hıçkırıklar)

CONDOR- Hayır, hayır,Ben yaptım.. Her şeyi ben yaptım.. Bizi affetme olur mu? TEĞMEN- Ben yaptım, her şeyi ben yaptım..

ILONA- Ben yaptım. Her şeyi ben yaptım. JOSEF- Biz yaptık! Her şeyi Biz yaptık…

PERDE