Menü Kapat

BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ NE YAPMAK İSTİYOR!!!

Güz üniversite sınavını kazanınca çığlıklar attık. Kayıt zamanı geldiğinde Başkent Üniversitesi, Kahraman kazan Meslek Yüksek Okulu yollarına düştüğümüzde çığlıklarımız içimizdeki sese dönüştü.

Okul engelliler için uygun muydu?

Daha önce okuduğu okullarda Gökkuşağı hariç, kendi engelimizden çok, okulun ve idarecilerin engeliyle mücadele etmiştik.

İdareciler nasıl değerlendireceklerdi?

İlkokula giriş sırasında Ankara’da üç okul, yeterli kadrosu, bina yapısı olmadığı gerekçesiyle okula kayıt yapmamış geri çevirmişti. Anayasal haklarımız ve Atatürk’ün Eğitimle sözleri..  Yutkunarak geri gönderildiğimizde, ‘’Baba bu okullar beni neden almıyor?’’ diyen oğlumuza, O zaman da cevap verememiştik. Şimdi de..

Tüm okullarımızda, sözde değil de gerçekten Kaynaştırma Eğitimi uygulanmaya başlasa, mümkünse yetenekleri ölçüsünde çocuklarımız Okullara ve bölümlere alınsa, Her yıl yeni engelli ve aileleri aynı ıstırapları çekmeseler.. Kaynaştırma öğrencilerimizi spor ve sanatla da desteklersek tadından da yenilmez hani..

Cevabı yıllar sonra SERÇEV’i kurduğumuzda arkadaşlarımızla birlikte vermeye çalıştık.  Ülkemizde bir Allah’ın kulu yok muydu? Okulun kapısına kadar gelebilmiş, duymasında, yürümesinde, konuşmasında, engeli olan ama okumak isteyen çoklu engel grubundan Serebral Palsili bir çocuğu idareci olduğu okula kabul edecek..  Biz Ankara’da bunları yaşıyorsak, başka illerimizde neler yaşanıyordu kim bilir?

Daha sonra Meslek Lisesi’ne kayıt yaptırmaya çalıştığımız bir idareci  ‘’ Ne bekliyorsunuz bu çocuktan, ne gerek var? Duaya götürün .‘’ Demişti. Sosyalleşmesi için, psikolojisi için, Beden ve ruh sağlığı için gerekli olduğunu anlatmaya çalışsak da. Becerememiştik.

Öğrenciler nasıl karşılayacaktı?

Öğrenci arkadaşları genelde her yerde destek olmuşlardı. Velilerin işe karıştığı dönemler hariç. Bazı velilerimiz engelliliği bulaşıcı bir hastalık olarak görmüşler, çocuklarını çocuklarımızdan uzak tutmaya çalışmışlardı.

Öğretmenler nasıl karşılayacaktı?

‘’ Ben sizin çocuğunuzla uğraşamam’’,  diyen çok öğretmenlerimiz oldu. Onlara işlerini kolaylaştırmak için destek vereceğimizi, gerekirse aynı sırada yanında oturacağımız sözünü vererek ikna edip oturmamız yetmedi. Tüm öğretmen ve velilerin sempatisini kazanabilmek için okulun tuvaletinin temizliğine bilfiil katkıda bulunmuştuk. 

Kafamızda bu deli sorular ve düşünceler geçiyor, ancak eşimle birbirimize yansıtmadan yolumuza devam ediyorduk..

Okulun kapısına vardığımızda, kendimizi tanıtıp kayıt yaptıracağımızı söyledik. Bir telaş başladı. Telsizle bildirim yapıldı. Kapılar açıldı. Okul sekreteri ve daha sonra Doçent olduğunu öğrendiğimiz hoca tarafından karşılandık. Kafamdaki deli sorular tekrar devreye girerek, ‘’Acaba yanlış alarm mı verildi? Kurucu Rektör Mehmet HABERAL Hocanın geldiğini mi sandılar? Diye düşünsem de.. Aylar sonra M. Haberal hoca okula geldiğinde kimse farkına bile varmamıştı.

Kayıt yaptırdık. Okulun tanıtımı dersler ve işleyiş hakkında Güz ve biz bilgilendirildik.

Yunus EMRE’ nin dediği gibi, ‘’Rüyada mı gerçeği yaşıyoruz; Gerçekte mi rüyayı’’..

Yıllarca her okula kayıt yaptırma mücadelesi veren biz şaşkınlıkla eve dönerken, bu sefer kayıt yaptırabildiğimiz, insan yerine konularak karşılandığımız için şaşkınlık içindeydik.

Deli sorular yakamızı, beynimizi bırakmıyor.

Ya okul açılınca ne olacak? Öğretmenler, sınavlar, öğrenciler…

Nihayet Okul açıldı. Yeni bir heyecan, yeni bir ruh okuldayız.

Üst katta olan özellikle Teknik dersler giriş katına alınmış, ayrı sınıflarda yapılan dersler giriş katında ve aynı sınıfa alınmış, sınıfın yanındaki tuvalet tümüyle Güz’e ayrılmış. Derse giren öğretmenlere yaklaşıyoruz. Güz’ü anlatalım diye. Öğretmen tebessüm edip, konuşmamıza fırsat vermiyor, ağzıyla olmasa bile gözleriyle ‘’Merak etmeyin. Biz varız. Burası Başkent Üniversitesi’’ Diyor. Bazı öğretmenler teneffüse çıkmayıp Güz’le özel çalışmaya devam ediyor. Yetişemediği yerde Güz’ün arkadaşlarından yardım istiyordu. Güz’ün ihtiyacı olur gerekçesiyle Koridorda dolaşırken sınıfın kapısı yarı açıktı. Gördüğüm manzara şuydu. Hoca sınıfı bilgisayarın etrafında toplamış ders anlatıyor. Güz’ün kolu hocanın omuzunda. Bu Özkan hocamızdı. Bu resim beynimizde yer etti. Ağladık.. Ağladık..

Neler yapılabiliyormuş meğer. Handikapı var mı? Var tabii. Bütün kurumlar, Üniversiteler böyle yaparsa Sivil Toplum Örgütlerine gerek kalır mı?

Sınavlarda mümkün olduğu kadar Güz için şıklı sorular, birisi okuyan, birisi kodlayan iki hocanın desteğiyle özel olarak yapıldı sınavları..  Sınav gibi değil oyun gibi.. Terapi gibi, onore ederek, severek..

Dilimizde bir insanı anlatmak için ‘’10 parmağında 10 marifet var’’ derler. Bu tanım Okul müdürü Feride İffet Şahin için yetersiz kalıyor. Onun sevgi ve anaçlıkla başlayan marifeti  yayıldıkça yayılıyor. Erkan Yıldız, Hüdaver Atasoy, Gözde Kubat, Bircan Demiral, Nida Birgül, Özkan Kutlu can, Mustafa Ayan, Reyhan Canatan İlbey, Servet Tulum, Halil Özcan, İlknur Özen ve adını yazamadığımız nice öğretmenlerimiz, güzel insanlar. Sevginiz, dostluğunuz ve ülkemize olduğunuz rol model nedeniyle çok teşekkürler.

Üniversitenin Engellilerle yapacağı bir toplantıya davet edildik. 7-8 engelli toplantıya katılırken, Biri Rektör Yardımcısı olmak üzere 11 yetkili kişi toplantıya katıldı. Sağlık, sosyal Dairesi Başkanlığının çalışmaları ve yapmaları gerekenler ve yapılacaklar konusunda notlar alındı. Bilgilendirildi. Sağlık sorunu yaşayan öğrencilerin Üniversite Hastanesi’nde tüm destekleri verdiklerini, vereceklerini anlattılar. Daha sonraları da, engelli öğrencilerin sağlık sorunlarını hastanede ücretsiz olarak takip ettiler.

Üniversitenin ikinci handikapları ise teşekkür edecek makam bulamıyorsunuz. Teşekkür etmeye çalıştığınızda kimse dinlemiyor. Olsun. Ben buradan haykırmak istiyorum. Mezuniyette Güz’e sarılıp öperek ‘’Biz senden çok şey öğrendik. Sensiz ne yapacağız’’ diyerek ağlayan öğretmenimiz ellerinden öpüyorum.

Öğrenci arkadaşlarına gelince; Onlara sayfa değil, kitaplar az gelir. Onur’un bitmek tükenmek bilmeyen desteği,  ödev ve sunumlarını  Güz ile  birlikte  onun adına hazırlaması, Cem’in teneffüs arasında Güz’ün dersini yetiştirebilmesi için çabası,  Kayhan, Ulaş, Erdoğan, Baran, Metehan, Kerem, İsmail, Mert,  Hamza,  Can, Mehmet ve diğerleri. Güzün montunu giydirenler, çantasını taşıyanlar, yalnız kalmaması için yanında oturanlar, sandalyesine oturtanlar ve bütün bunları 2 yıl boyunca yaptılar.

Engel derecemizin yüksekliğine rağmen, kar-Kış demeden, bırakın devamsızlığı geç bile kalmadan bir dönem geçirdik. İkinci yılımızda yaşadığımız nöbet nedeniyle 3-5 gün derslerimiz aksattık. Bilmeyenler için hatırlatalım. Kahramankazan Ankara’ya yaklaşık 50 kilometredir.

‘’Ne bekliyorsunuz bu çocuktan? Ne olacak?’’ diyen sevgili Meslek Lisesi Müdürüm!!!
Tavırları değişti, sorgulamaları değişti, yorumları değişti. Sizi bile hoş görmeyi öğrendi.. Hacı Bektaşı Veli’nin dediği gibi, İyiliğe iyilikle karşılık vermenin herkesin çıkarına, ama kötülüğe iyilikle karşılık vermenin olgun kişilere has olduğunu öğrendi.. Affetmeyi öğrendi. Ve tüm dualarını siz ve sizin gibi düşünen insanlara ayırdı..

Dilerim engelli çocuklarımız üniversitelere sınavsız girmeye başlarlar da, bu mutluluğu, bu gelişmeleri tüm engelli çocuklarımız yaşar.

Güz artık Başkent Üniversitesi Kahramankazan Meslek Yüksek Okulu Kontrol Otomasyon Bölümünün İlk mezunlarından..  Sınıf üçüncüsü olarak..

Tüm Başkent Üniversitesi ekibi,  güvenlik görevlisinden müdürü ne, rektörüne kadar yüreğinize sağlık. Sizlerin çoğalması Engellerimizin azalması demek..

Mehmet Gürkan